ISSN: 1300-7777 E-ISSN: 1308-5263
Turk J Hematol: 34 (2)
Volume: 34  Issue: 2 - 2017
Hide Abstracts | << Back
RESEARCH ARTICLE
1.Poor Prognosis in Acute Myeloid Leukemia Patients with Monosomal Karyotype
Junqing Xu, Baohua Huang, Xiaoqian Liu, Yuanfeng Zhang, Yinghui Liu, Liming Chen, Yanyan Luan, Nannan Li, Xiaoxia Chu
doi: 10.4274/tjh.2016.0255  Pages 126 - 130 (301 accesses)
Amaç: Bu çalışmada akut myeloid lösemi (AML) hastalarında monozomal karyotipe (MK) sahip olmanın klinik özellikleri ve prognostik önemini araştırmak hedeflenmiştir.
Gereç ve Yöntem: Retrospektif olarak 498 AML hastasının klinik verileri incelenmiştir. Bu hastalardan 233’ünde (%46,8) anormal karyotip saptanmış olup, bunların da 42’sinde (%8,4) MK ve 70’inde kompleks karyotip (KK) bulunmuştur.
Bulgular: Hastalardan MK’ya sahip olanlar daha yaşlı olup (ortanca 62,5 vs. 52 yıl; p=0,003), daha düşük ortanca hemoglobin düzeyine (62,5 vs. 77 g/L; p=0,009) ve daha düşük beyaz küre sayısına (7,0×109/L vs. 11,7×109/L, p=0,008) sahipti. Ünivaryant analizde MK ya da KK’ya sahip olan hastaların diğer hastalara göre toplam sağkalımı daha düşük bulundu. (MK için ortanca sağkalım süresi 7,3 vs. 26,3 ay, p<0,001 ve CK için 14,8 vs. 26,3 ay, p<0,001). Toplam sağkalım için yapılan, multivaryant analizde ise MK ve “National Comprehesnsive Cancer Network” prognostik grubu anlamlı bulunan faktörlerdi.
Sonuç: AML’li hastalarda MK kötü prognoza işaret eden bağımsız bir risk faktörüdür.
Objective: This study aimed to investigate the clinical characteristics and prognostic significance of monosomal karyotypes (MKs) in patients with acute myeloid leukemia (AML).
Materials and Methods: We retrospectively analyzed the clinical data for 498 patients with AML, of whom 233 (46.8%) had an abnormal karyotype, including 42 with MKs (8.4%) and 70 with a complex karyotype (CK) (14.1%).
Results: Patients with MKs were older (median age 62.5 vs. 52 years, p=0.003) and had lower median hemoglobin levels (62.5 vs. 77 g/L, p=0.009) and lower white blood cell counts (7.0×109/L vs. 11.7×109/L, p=0.008). Univariate analysis showed that patients with MKs or CKs had shorter overall survival than patients without these karyotypes (median survival time 7.3 vs. 26.3 months for MK, p<0.001, and 14.8 vs. 26.3 months for CK, p<0.001). In multivariable analysis for overall survival, MK and National Comprehensive Cancer Network prognostic group were the only significant factors.
Conclusion: MK is an independent risk factor for poor prognosis in AML patients.

2.The Effect of Suppressed Levels of Uninvolved Immunoglobulins on the Prognosis of Symptomatic Multiple Myeloma
Murat Sarı, Selma Sarı, Meliha Nalcacı
doi: 10.4274/tjh.2016.0161  Pages 131 - 136 (376 accesses)
Amaç: MM tanılı hastaların büyük çoğunluğunda serum ve/veya idrarda yüksek seviyelerde saptanan monoklonal immünglobulinler mevcut iken hastalıkla ilişkili olmayan Ig düzeylerinde ise baskılanma mevcuttur [1]. MM’de bu fenomenin prognostik önemi yeteri kadar değerlendirilmemiştir. Biz bu çalışmada, nefelometrik ölçümler ile belirlenmiş hastalıkla ilişkili olmayan immünglobulin düzeylerindeki baskılanmanın yeni tanı semptomatik MM hastalarında prognoz ve hastalığın diğer özellikleri ile ilişkisini incelemeyi amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Ağustos 2003 ve Şubat 2015 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Hematoloji Bilim Dalı Polikliniği’ne yeni semptomatik miyelom tanısı ile başvuran 137 hasta retrospektif olarak çalışmaya alındı. Bu hastaların hepsinde tedavi öncesi nefelometrik yöntemler ile bakılmış immünglobulin düzeyleri mevcuttu.
Bulgular: Hastaların %87’sinde hastalıkla ilişkili olmayan immünglobulin düzeylerinden en az birinde baskılanma mevcuttu ve immünglobulin A miyelom tanılı hastalarda istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanamasa da bu durum daha sık görüldü. Kemik iliği plazma hücre infiltrasyonu ≥%40 bulunan, anemi ve hiperkalsemi ile başvuran hastalarda hastalıkla ilişkili olmayan immünglobulin düzeylerinde baskılanma daha sık görüldü (p<0,05). Hiperkalsemi, böbrek yetmezliği, anemi, kemik hastalığı kriterleri pozitif olan ve Uluslararası Evreleme Sistemi evre 3 hastalığı olan hastaların diğerlerine göre genel sağkalımı daha kısa idi (p<0,05). Çoklu değişkenli analizler sonucunda; tahmini glomerüler filtrasyon hızı <60 mL/dk, yaş >65, laktat dehidrogenaz >300 IU/L, kemik iliği plazma hücre infiltrasyon oranı ≥%40 ve β2- mikroglobulin >3,5 mg/dL gibi faktörlerin sağkalım açısından olumsuz birer faktörler olduğu ortaya çıktı (p<0,05).
Sonuç: Bu çalışmada hastaların %13,1’inde immünglobulin düzeylerinin korunmuş olduğu görüldü. İmmünglobulin düzeyi korunmuş hastaların daha iyi tedaviye yanıt oranlarına ve daha iyi patolojik bulgulara sahip olduğu görüldü ama immünglobulin düzey korunmasının hastalar açısından bağımsız olumlu bir prognostik faktör olduğu gösterilemedi. Aynı şekilde immünglobulin baskılanması olan hastaların yaşam süresi daha kısa bulundu, ancak bu da bağımsız olumsuz bir risk faktörü olarak belirlenemedi.
Objective: The majority of multiple myeloma (MM) patients have high levels of monoclonal immunoglobulin in the serum and/or urine and suppressed levels of the uninvolved immunoglobulins. The prognostic significance of this phenomenon has not been assessed sufficiently. In this study, our aim is to evaluate the prognostic significance of uninvolved immunoglobulin suppression measured by nephelometry in patients with new symptomatic MM and the association with other features of the disease.
Materials and Methods: Between August 2003 and February 2015, 137 patients who were referred for the treatment of newly diagnosed symptomatic myeloma to the Hematology Department polyclinics of the İstanbul University İstanbul Faculty of Medicine were prospectively included and had available pretreatment immunoglobulin levels measured by nephelometry.
Results: Suppression of at least one uninvolved immunoglobulin was observed in 87% of patients and this situation was slightly more common in patients with immunoglobulin A myeloma but had no statistical significance (p>0.05). Uninvolved immunoglobulin suppression was also more common among patients who had bone marrow plasma cell infiltration of ≥40% and presented with anemia and hypercalcemia (p<0.05). The overall survival time was shorter in patients with positive calcium-renal-anemia-bone criteria and International Staging System stage 3 compared with others (p<0.05). Factors that were independently associated with inferior survival in the multivariate analysis included patients with estimated glomerular filtration rate of <60 mL/min, age of >65 years, lactate dehydrogenase of >300 IU/L, bone marrow plasma cells of ≥40%, and β2-microglobulin of >3.5 mg/dL (p<0.05).
Conclusion: In this study, 13.1% of MM patients had preserved levels of uninvolved immunoglobulins. We observed that patients who had preserved uninvolved immunoglobulin levels had better treatment responses and better pathologic signs, but statistical significance could not be shown. Conversely, patients with suppression of even one of the uninvolved immunoglobulins had a shorter survival, but similarly, statistical significance could not be shown.

3.Gonadotoxic Effects of Nilotinib in Chronic Myeloid Leukemia Treatment Dose in a Mouse Model
Güldane Seval, Sinan Özkavukçu, Murat Seval, Meltem Aylı
doi: 10.4274/tjh.2016.0092  Pages 137 - 142 (528 accesses)
Amaç: Tirozin kinaz inhibitörlerinin; potansiyel gonadotoksisite ve döllenme üzerindeki olası etkileri hakkında kesin veriler bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı sağlıklı fare modelinde nilotinib tedavisinin fertilite üzerine etkilerini araştırmaktır
Gereç ve Yöntem: On erkek ve on dişi fareye 20 mg/kg/gün nilotinib içme suyuna katılarak 2 ay süre ile verildi.
Bulgular: Folikül sayılarında nilotinib verilen dişi fare grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir azalma olduğu gözlendi (268±110 vs. 170±60; p=0,03). Kontrol ve nilotinib gruplarındaki farelerden alınan her seminifer tübül örneğinde spermatid veya spermatozoa olan aktif spermatogenez gözlendi. Spermatojenik aktivite indeksi her iki grupta da benzerdi.
Sonuç: Bizim çalışmamız ile kronik miyeloid lösemide tedavi dozunda ve uzun süreli nilotinib kullanımı ile spermatogenez korunurken folikülogenezin baskılandığı gösterilmiştir.
Objective: Tyrosine kinase inhibitors may have deleterious effects on spermatogenesis or folliculogenesis, resulting in male or female subfertility. The aim of this study is to determine the effect of nilotinib, which is used routinely to treat chronic myeloid leukemia, on spermatogenesis and folliculogenesis by using histopathological parameters.
Materials and Methods: Ten male and ten female mice were orally treated with nilotinib at 20 mg/kg body weight dissolved in drinking water daily for 2 months
Results: When compared with the control group, a statistically significant decrease was demonstrated in the total follicle numbers of the female mice in the nilotinib group (268±110 vs. 170±60; p=0.03). Active spermatogenesis was observed in each tubule sample taken from the mice in the control and nilotinib groups. Spermatogenic activity was similar in the two groups.
Conclusion: We have demonstrated that even though spermatogenesis is preserved, folliculogenesis is inhibited by the usage of a continuous nilotinib treatment dose in chronic myeloid leukemia.

4.Influence of Folate-Related Gene Polymorphisms on High-Dose Methotrexate-Related Toxicity and Prognosis in Turkish Children with Acute Lymphoblastic Leukemia
Burcu Yazıcıoğlu, Zühre Kaya, Sezen Güntekin Ergün, Ferda Perçin, Ülker Koçak, İdil Yenicesu, Türkiz Gürsel
doi: 10.4274/tjh.2016.0007  Pages 143 - 150 (493 accesses)
Amaç: Yüksek doz metotreksat (YD-MTX) çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemi (ALL) tedavisinin yoğunlaştırma fazında yaygın olarak kullanılmaktadır, ancak ALL’li çocuklarda YD-MTX’in toksisite ve prognozunda rol oynayan folat ilişkili genlerdeki (FİG) polimorfizmlerin rolü iyi bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı; ALL’li Türk çocuklarındaki timidilat sentaz (TS), metionin sentaz redüktaz (MTRR) ve metilen tetrahidrofolat redüktazı (MTHFR) kodlayan genlerdeki polimorfizm sıklığını araştırmak, bu hasta grubunda polimorfizmler ile YD-MTX’e bağlı toksisite ve lösemi prognozu arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir.
Gereç ve Yöntem: FİG ilişkili polimorfizmler polimeraz zincir reaksiyonu ile incelenmiştir. Hastane dosyasından 106 hastanın yaşam durumu, MTX düzeyleri ve toksisite verileri kaydedilmiştir.
Bulgular: FİG ilişkili polimorfizmlerin sıklığı sırasıyla TS 2R %41,0, 3R %57,0 ve 4R %2,0; MTRR 66A %42,4 ve 66G %57,6; MTHFR 677C %59,3 ve 677T %40,7; ve MTHFR 1298A %58,1 ve 1298C %41,9’dur. TS 2R/3R/4R varyant tipini taşıyan çocuklarda YD-MTX infüzyonunun 48. saatindeki serum MTX düzeyi yaban tipini taşıyanlardan daha yüksek oranda bulunmuştur (p<0,05). FİG ilişkili polimorfik varyantlar ile yabanıl tipleri arasında olaysız sağkalım ve toksisite yönünden anlamlı farklılık saptanmamıştır.
Sonuç: ALL’li Türk çocuklarındaki FİG ilişkili polimorfizm sıklığı beyaz ırk popülasyonuna benzer oranda tespit edilmiştir. Türk popülasyonunda TS 3R/4R varyantı ilk kez bildirilmiştir. Sonuçlarımız FİG ilişkili bazı polimorfik varyantları taşıyan lösemili çocuklarda YD-MTX’in tolere edilebileceğine ve böylece gelecekteki relapsı önleyebileceğine işaret etmektedir.
Objective: High-dose methotrexate (HD-MTX) is widely used in the consolidation phase of childhood acute lymphoblastic leukemia (ALL), but the roles that polymorphisms in folate-related genes (FRGs) play in HD-MTX toxicity and prognosis in children with ALL are not understood. The aims of this study were to investigate the frequencies of polymorphisms in the genes for thymidylate synthase (TS), methionine synthase reductase (MTRR), and methylene tetrahydrofolate reductase (MTHFR) in Turkish children with ALL and to assess associations between these polymorphisms and HD-MTXrelated toxicity and leukemia prognosis in this patient group.
Materials and Methods: FRG polymorphisms were assessed by realtime polymerase chain reaction. Survival status, MTX levels, and toxicity data were retrieved from 106 patients’ charts.
Results: The allele frequencies for the FRG polymorphisms were as follows: TS 2R 41.0%, 3R 57.0%, and 4R 2.0%; MTRR 66A 42.4% and 66G 57.6%; MTHFR 677C 59.3% and 677T 40.7%; and MTHFR 1298A 58.1% and 1298C 41.9%. At the 48th hour of HD-MTX infusion, serum MTX was significantly higher in patients who had TS 2R/3R/4R variants as compared to those with wild-type TS (p<0.05). No significant differences were detected with respect to event-free survival or toxicity between wild-type and other FRG variants.
Conclusion: The frequencies of FRG polymorphisms in Turkish children with ALL are similar to those reported in other Caucasian populations. This is the first published finding of the TS 3R/4R variant in the Turkish population. The results indicate that HD-MTX can be tolerated by leukemic children with some polymorphic variants of FRG; thus, it may prevent future risk of leukemic relapse.

5.Association Between N363S and BclI Polymorphisms of the Glucocorticoid Receptor Gene (NR3C1) and Glucocorticoid Side Effects During Childhood Acute Lymphoblastic Leukemia Treatment
Meriç Kaymak Cihan, Halil Gürhan Karabulut, Nüket Yürür Kutlay, Hatice Ilgın Ruhi, Ajlan Tükün, Lale Olcay
doi: 10.4274/tjh.2016.0253  Pages 151 - 158 (567 accesses)
Amaç: Çocukluk çağı akut lenfoblastik lösemisinde (ALL), glukokortikoidler (GC) tedavinin ana yapı taşını oluşturmaktadırlar. Bu çalışmada pediatrik ALL tedavisi sırasında GC'lerin yan etkileri ile GC reseptör geninin (NR3C1) N363S ve Bcll polimorfizmleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: N363S ve BclI polimorfizmleri 2000 ile 2012 yılları arasında tedavi edilmiş 49 ALL hastasında incelendi. Kontrol grubu benign hastalıkları olan 46 çocuktan oluşturuldu. İndüksiyon ve reindüksiyon sırasında görülen GC yan etkileri Ulusal Kanser Enstitüsü’nün “Advers Etkiler için Ortak Terminoloji Kriterleri” (CTCAE version 4,0), kullanılarak dosya ve hemşire gözlemlerinden geriye dönük olarak incelendi.
Bulgular: BclI alel ve genotip sıklığı açısından iki grup arasında fark yoktu. N363S polimorfizmi her iki grupta da tespit edilmedi. İndüksiyon sırasında, dispeptik yakınmalar CG genotipinde CC (yaban tip) genotipine göre daha sık görüldü (%36,4-%5,3; p=0,018) ve depresyon semptomları G alelini taşıyanlarda (CG+GG), CC genotipine göre daha sık tespit edildi (%39,3-%10,5; p=0,031). Reindüksiyon sırasında, Cushingoid değişiklikler, dispeptik yakınmalar ve depresyon semptomları G aleli taşıyanlarda (CG+GG) CC genotipine göre daha fazla tespit edildi (sırasıyla %48,1-%17,6, p=0,041; %29,6-%0,0 p=0,016; %40,7-%11,8; p=0,040).
Sonuç: Çalışmamızda, BclI polimorfizmine sahip bireyler daha sık yan etki gösterdiler. Çocukluk çağı ALL tedavisinde bireysel tedaviler geliştirilirken BclI polimorfizminin de göz önünde bulundurulmasının gerektiğini düşünüyoruz.
Objective: Glucocorticoids (GCs) are the key drugs for the treatment of pediatric acute lymphoblastic leukemia (ALL). Herein, investigation of the relationship between the N363S and BclI polymorphisms of the GC receptor gene (NR3C1) and the side effects of GCs during pediatric ALL therapy was aimed.
Materials and Methods: N363S and BclI polymorphisms were analyzed in 49 patients with ALL treated between 2000 and 2012. The control group consisted of 46 patients with benign disorders. The side effects of GCs noted during the induction and reinduction periods were evaluated retrospectively according to the National Cancer Institute’s Common Terminology Criteria for Adverse Events, version 4.0.
Results: The BclI allele and genotype frequencies were found similar in the two groups. No N363S polymorphism was detected in either of the groups. During induction, dyspepsia was found more frequently in the CG than in the CC (wild-type) genotype (36.4% vs. 5.3%, p=0.018) and depression symptoms more frequent in patients with the G allele (CG+GG) than the CC genotype (39.3% vs. 10.5%, p=0.031). During reinduction, Cushingoid changes, dyspepsia, and depression symptoms were more frequent in patients with the G allele (CG+GG) than in patients with the CC genotype (48.1% vs. 17.6%, p=0.041; 29.6% vs. 0.0%, p=0.016; 40.7% vs. 11.8%, p=0.040, respectively).
Conclusion: In our study, patients with the BclI polymorphism were found to have developed more frequent side effects. We think that the BclI polymorphism should be considered while designing individualized therapies in childhood ALL.

6.Cytomegalovirus Infection and Treatment in Allogeneic Hematopoietic Stem Cell Transplantation: A Retrospective Study from a Single Institution in an Endemic Area
Hsin - Chen Lin, Shao - Min Han, Wen - Li Hwang, Cheng - Wei Chou, Kuang - Hsi Chang, Zhi - Yuan Shi, Chieh-lin Jerry Teng
doi: 10.4274/tjh.2016.0225  Pages 159 - 166 (462 accesses)
Amaç: Sitomegalovirüs (CMV) enfeksiyonu, allojeneik kök hücre transplantasyonu (allo-KHT) sonrası majör bir komplikasyon olmasına rağmen CMV’nin endemik olduğu alanlarda CMV reaktivasyonu ve tedavi başarısızlığı için risk faktörleri belirsizliğini korumaktadır. Bu çalışma CMV’nin büyük ölçüde endemik olduğu bir alanda allo-KHT alıcılarında CMV reaktivasyonu için risk faktörlerini araştırmıştır.
Gereç ve Yöntem: CMV endemik olduğu bir alandan 82 allo-KHN alıcısının tıbbi kayıtları retrospektif olarak incelendi. Hastalar iki gruba ayrıldı: CMV reaktivasyonu olan (n=32) ve CMV reaktivasyonu olmayan (n=50). CMV reaktivasyonu ve tedavi başarısızlığı ile ilişkili olası değişkenler araştırıldı.
Bulgular: Tek değişkenli analiz CMV reaktivasyonunun remisyonolmayan hastalık durumu [risk oranı (RO): 2,15; p=0,032) ve ≥grade III akut graft versus host hastalığı (GVHH) (RO: 3,07; p=0,002) ile ilişkili olduğunu gösterdi. Çok değişkenli analiz ayrıca CMV reaktivasyonunun ileri yaş (RO: 1,03; p=0,029) ve ≥grade III akut GVHH (RO: 2,98; p=0,012) ile ilişkili olduğunu gösterdi. Genel sağkalım CMV reaktivasyonu olan hastalarda CMV reaktivasyonu olmayan hastalardan daha düşük görünmekle birlikte fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,165). Bu çalışmada, ≥grade III akut GVHH yokluğu başarılı CMV tedavisi ile ilişkili idi (olasılık oranı: 4,40; p=0,008).
Sonuç: Profilaktik anti-CMV tedavisinin ≥grade III GVHH olan allo- KHT alıcılarında dikkate alınması gerekebilir.
Objective: Although Cytomegalovirus (CMV) infection is a major complication after allogeneic hematopoietic stem cell transplantation (allo-HSCT), the risk factors for CMV reactivation and treatment failure in CMV endemic areas have remained unclear. This study investigated the risk factors for CMV reactivation among allo-HSCT recipients in an area where CMV is highly endemic.
Materials and Methods: Medical records of 82 allo-HSCT recipients from a CMV endemic area were retrospectively reviewed. The patients were stratified into two groups: those with CMV reactivation (n=32) and those without CMV reactivation (n=50). We investigated possible variables associated with CMV reactivation and treatment failure.
Results: Univariate analyses showed that non-remission disease status [hazard ratio (HR): 2.15; p=0.032] and ≥grade III acute graftversus- host disease (GVHD) (HR: 3.07; p=0.002) were associated with CMV reactivation. Multivariate analysis further demonstrated that older age (HR: 1.03; p=0.029) and ≥grade III acute GVHD (HR: 2.98; p=0.012) were associated with CMV reactivation. Overall survival time seemed lower among patients with CMV reactivation than among patients without CMV reactivation, although the difference was not statistically significant (p=0.165). The absence of ≥grade III acute GVHD was associated with successful CMV treatment in the current study (odds ratio: 4.40; p=0.008).
Conclusion: Prophylactic anti-CMV therapy might need to be considered for allo-HSCT recipients who have ≥grade III GVHD.

7.Could Neutrophil CD64 Expression Be Used as a Diagnostic Parameter of Bacteremia in Patients with Febrile Neutropenia?
Nur Efe İris, Taner Yıldırmak, Habip Gedik, Funda Şimşek, Demet Aydın, Naciye Demirel, Osman Yokuş
doi: 10.4274/tjh.2016.0123  Pages 167 - 173 (528 accesses)
Amaç: Çalışmanın amacı febril nötropenik hastalarda nötrofil CD64 ekspresyonunun bakteriyemi tanısında erken bir tanımlayıcı olarak kullanılıp kulanılamayacağını araştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Hematolojik malignite tanısıyla izlenip febril nötropeni atağı geçiren, 18 yaşından büyük olgular çalışmaya alındı. Olgulardan kan kültürlerinde anlamlı üreme saptanan grup olgu grubunu, febril nötropenik olup kültürlerinde üreme olmayan ve dökümante edilen klinik enfeksiyon bulgusu da olmayan olgular da kontrol grubunu oluşturdu. Kan kültürleri Bact ALERT 3D sisteminde inkübe edildi (bioMerieux, Fransa), identifikasyon ve antibiyotik duyarlılık testi otomatize broth mikrodilüsyon yöntemi (VİTEK 2) ile çalışıldı. CD64 ekspresyon analizi de flow sitometri yöntemi ile çalışıldı. C-reaktif protein (CRP) turbidimetrik yöntemle ölçüldü (Biosystems, İspanya), eritrosit sedimantasyon hızı da (ESH) Wintrobe yöntemi ile çalışıldı.
Bulgular: Prospektif olarak 31 febril nötropenik atağı değerlendirildi. Olgu grubu 17 hastadan, kontrol grubu 14 hastadan oluşuyordu. Olgu grubundaki hastalarda nötrofiller üzerindeki CD64 molekülü sayısı ortalama 8006 molekül/hücre ve kontrol grubunda ise ortalama 2786 molekül/hücre idi. Olgu grubundaki CD64 düzeyleri kontrol grubunun değerlerinden anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,005). Olgu grubunun kontrol grubundan ayrımında CD64 için 2500 cut off değeri anlamlı bulundu [AUC=0,792 (0,619-0,965)] prediktif değer (p=0,001). Hastaların tahmininde CD64 için 2500 lük cut off değerinin duyarlılığı %94,1; pozitif prediktif değeri %76,2, duyarlılığı %64,3, negatif prediktif değeri %90 olarak hesaplandı. Gruplar arasında CRP düzeyleri ve ESH değerleri arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı (p=0,005).
Sonuç: Nötrofil CD64 ekspresyonu febril nötropenik hastalarda bakteriyeminin tanısında yüksek duyarlılıklı ve negatif prediktif değere sahip iyi bir parametre olabilir.
Objective: The aim of this study is to investigate if neutrophil CD64 expression in febrile neutropenia patients could be used as an early indicator of bacteremia.
Materials and Methods: All consecutive patients older than 18 years of age who had developed febrile neutropenia episodes due to hematological malignancies were included in the study. Those patients who had significant growth in their blood cultures constituted the case group, while those who had febrile neutropenia without any growth in their cultures and who did not have any documented infections formed the control group. Blood culture bottles were incubated in the Bact ALERT 3D system (bioMerieux, France), identification and susceptibility testing were performed using an automated broth microdilution method (VITEK 2, bioMerieux), and CD64 expression analysis was performed by the flow cytometry method. C-reactive protein (CRP) was measured by turbidimetric methods (Biosystems, Spain) and erythrocyte sedimentation rate (ESR) was measured by the Wintrobe method.
Results: In total, we prospectively evaluated 31 febrile episodes. The case group consisted of 17 patients while the control group included 14 patients. CD64 was found on neutrophils of the case group patients with a mean count of 8006 molecules/cell and of control group with a mean count of 2786 molecules/cell. CD64 levels of the case group were significantly higher than those of the control group (p=0.005). In the differentiation of the case group from the control group, a 2500 cut-off value for CD64 had significant [AUC=0.792 (0.619-0.965)] predictive value (p=0.001). In the prediction of patients with a 2500 cut-off value for CD64, sensitivity was 94.1%, positive predictive value was 76.2%, specificity was 64.3%, and negative predictive value was 90.0%. CRP levels and ESR values did not differ significantly between the groups (p=0.005).
Conclusion: Neutrophil CD64 expression could be a good predictor as an immune parameter with high sensitivity and a negative predictive value for bacteremia in febrile neutropenic patients.

BRIEF REPORT
8.TET2, ASXL1, IDH1, and IDH2 Single Nucleotide Polymorphisms in Turkish Patients with Chronic Myeloproliferative Neoplasms
Nur Soyer, Burçin Tezcanlı Kaymaz, Melda Cömert Özkan, Çağdaş Aktan, Ali Şahin Küçükaslan, Fahri Şahin, Buket Kosova, Güray Saydam
doi: 10.4274/tjh.2016.0401  Pages 174 - 178 (411 accesses)
Bu çalışmada biz ASXL1, TET2, IDH1/2 genlerindeki tek nükleotid polimorifizmlerin (SNP) alel sıklığını, genotipik dağılımını ve prognostik etkisini saptamayı amaçladık. TET2 (rs763480), ASXL1 (rs2208131) ve IDH1 (rs11554137) varyant homozigot genotip sıklığı sırasıyla %1,5, %9,2 ve %2,3 saptandı. IDH2 SNP saptanmadı. IDH1 sıklığı ET’de %5 ve TET2 sıklığı ET’de %1,7 ve PMF’te %5 idi. ASXL1 sıklığı ise MPN alt gruplarında %8,3-10’du. En yüksek TET2 mutant allel T ve ASXL mutant allel G sıklığı sırasıyla PMF’te 0,272 ve PV’de 0,322 olarak saptandı. SNP’lerin prognoz üzerine etkisi yoktu. MPN’de IDH1 sıklığı literatür ile uyumlu bulundu. ASXL1 sıklığı PV, PMF ve ET alt gruplarında benzerdi. Türklerde ASXL1 ve TET2 allel sıklığı Avrupalılar ile benzer saptandı. MPN’lerde SNP’lerin rolü, büyük ve çok merkezli çalışmalarda değerlendirilmelidir.
We aimed to determine the genotype distribution, allele frequency, and prognostic impact of IDH1/2, TET2, and ASXL1 single nucleotide polymorphisms (SNPs) in myeloproliferative neoplasms (MPNs). TET2 (rs763480), ASXL1 (rs2208131), and IDH1 (rs11554137) variant homozygous genotype frequencies were found at rates of 1.5%, 9.2%, and 2.3%, respectively. No IDH2 SNP was identified. IDH1 and TET2 frequencies were 5% in essential thrombocythemia (ET) and 1.7% in ET and 5% in primary myelofibrosis (PMF), respectively. ASXL1 frequencies were 8.3%-10% in MPN subgroups. The TET2 mutant allele T and ASXL1 mutant allele G had the highest frequencies with 0.272 in the PMF and 0.322 in the polycythemia vera (PV) group, respectively. There was no impact of the SNPs on prognosis. IDH1 frequency in MPNs was found similar to the literature. ASXL1 frequencies were similar between ET, PV, and PMF patients. The ASXL1 and TET2 allele frequencies of the Turkish population are similar to those of the European population. The role of SNPs in MPNs might be further evaluated in larger multicenter studies.

IMAGES IN HEMATOLOGY
9.Lack of Early Inflammation Signs of Acute Compartment Syndrome in an Immunodeficient Patient
Burcu Belen, Özlem Çakıcı, Melikşah Uzakgider, Haldun Öniz, Meral Türker, Berna Atabay, Barış Malbora, Levent Karapınar
doi: 10.4274/tjh.2015.0255  Pages 179 - 180 (388 accesses)
Abstract | Full Text PDF

10.Pathological Fracture in Odontoid Process in Multiple Myeloma
Emre Ali Acar, Ufuk Demirci, Yüksel Pabuşçu, Hayriye Mine Miskioğlu, İsmet Aydoğdu
doi: 10.4274/tjh.2016.0020  Pages 181 - 182 (356 accesses)
Abstract | Full Text PDF

11.A Rare Complication of Congenital Afibrinogenemia: Bone Cysts
Ali Fettah, Dilek Gürlek Gökçebay, Vildan Çulha, Neşe Yaralı, Bahattin Tunç, Namık Özbek
doi: 10.4274/tjh.2015.0382  Page 183 (416 accesses)
Abstract | Full Text PDF

LETTER TO EDITOR
12.Disappearance of Acquired Hemophilia A after Complete Remission in a Multiple Myeloma Patient
Vanessa Innao, Alessandro Allegra, Rosalba Morreale, Sabina Russo, Caterina Musolino
doi: 10.4274/tjh.2016.0146  Pages 184 - 185 (563 accesses)
Abstract | Full Text PDF

13.Bing-Neel Syndrome with Detectable MYD88 L265P Gene Mutation as a Late Relapse Following Autologous Hematopoietic Stem Cell Transplantation for Waldenström’s Macroglobulinemia
Anna J. Kopinska, Grzegorz Helbig, Anna Koclega, Slawomira Kyrcz Krzemien
doi: 10.4274/tjh.2016.0452  Pages 186 - 187 (336 accesses)
Abstract | Full Text PDF

14.Concomitant Presence of CD5-Positive Diffuse Large B-Cell Lymphoma and Monoclonal B Cells with the “CLL Immunophenotype” - Is It Richter’s Transformation?
Sabina Langer, Jasmita Dass, Suchi Mittal, Shyam Aggarwal
doi: 10.4274/tjh.2016.0451  Pages 188 - 190 (402 accesses)
Abstract | Full Text PDF

15.Non-Leukemic Granulocytic Sarcoma Presenting with Multiple Lymphadenopathies
Ayfer Gedük, Esra T. Demirsoy, Süheyla U. Bozkurt, Zafer Gülbaş, Serkan İşgören
doi: 10.4274/tjh.2016.0428  Pages 190 - 192 (343 accesses)
Abstract | Full Text PDF

16.A Case of Leukemia Cutis with Acute Myeloid Leukemia on Azacitidine Therapy
Asude Kara, Aslı Akın Belli, Volkan Karakuş, Yelda Dere, Erdal Kurtoğlu
doi: 10.4274/tjh.2016.0220  Pages 192 - 193 (474 accesses)
Abstract | Full Text PDF

17.Unique Presentation of Leukemic Cutaneous CD3/TCR- Phenotype T-Cell Lymphoma with Complete Remission after Allogeneic Stem Cell Transplantation
Hatice Şanlı, Bengü Nisa Akay, Seçil Saral, Aylin Okçu Heper, Pervin Topçuoğlu
doi: 10.4274/tjh.2016.0395  Pages 194 - 195 (410 accesses)
Abstract | Full Text PDF

18.Is the Game Over or Starting Again? The Role of the Transplant Team in Genetic Counseling for Adult Sickle Cell Disease Recipients
Pelin Aytan, Çiğdem Gereklioğlu, Mahmut Yeral, Aslı Korur, Suheyl Asma, İlknur Kozanoğlu, Hakan Özdoğu, Can Boğa
doi: 10.4274/tjh.2016.0355  Pages 196 - 197 (260 accesses)
Abstract | Full Text PDF

19.Assessment of Quality of Life of Chronic Myeloid Leukemia Patients by Using the EORTC QLQ-C30
Mehmet Can Uğur, Yaşar Bekir Kutbay, Özge Özer Kaya, Cengiz Ceylan
doi: 10.4274/tjh.2016.0409  Pages 197 - 199 (464 accesses)
Abstract | Full Text PDF

 



Impact Factor (2016) = 0.686