ISSN: 1300-7777 E-ISSN: 1308-5263
Turk J Hematol: 35 (2)
Volume: 35  Issue: 2 - 2018
Hide Abstracts | << Back
RESEARCH ARTICLE
1.The Role of CD200 and CD43 Expression in Differential Diagnosis between Chronic Lymphocytic Leukemia and Mantle Cell Lymphoma
Mesude Falay, Berna Afacan Öztürk, Kürşad Güneş, Yasin Kalpakçı, Simten Dağdaş, Funda Ceran, Gülsüm Özet
doi: 10.4274/tjh.2017.0085  Pages 94 - 98 (761 accesses)
Amaç: İmmünfenotip olarak atipik kronik lenfositik lösemi (KLL) ile mantle cell lenfoma (MCL) sıklıkla karışabilmektedir. KLL tanısı için birçok marker kullanılmaktadır, ancak akım sitometride KLL tanısı için tam bir konsensüs oluşmamıştır. Bu çalışmada KLL ve MCL ayırıcı tanısında CD43 ve CD200 ifadeleri araştırılmıştır.
Gereç ve Yöntem: Matutes skorlama sisteminde olmayan CD43 ve CD200’ü akım sitometri lenfoproliferatif hastalık paneline dahil ederek 339 KLL ve MCL olgusunda incelenmiştir.
Bulgular: Atipik KLL olgularının %97,3’ünde CD200 pozitifken MCL olgularının ise sadece %6,1’inde düşük oranda ifade ediliyordu. CD43’te atipik KLL olgularının %95,7’sinde ifade edilirken MCL olgularının %39,4’ünde donuk ifade ediliyordu.
Sonuç: CD43 ve CD200; CD22, CD79b ve FMC7’ye göre daha anlamlı bulundu. CD43 ve CD200 Matutes skorlama sistemi skorunun yetersiz kaldığı KLL olgularının tanısında tamamlayıcı marker olarak kullanılabilir.
Objective: Atypical chronic lymphocytic leukemia (CLL) is most frequently confused with mantle cell lymphoma (MCL). Several markers may contribute to the diagnosis of CLL. However, there is no consensus on which markers are needed to be used in flow cytometry for the diagnosis of CLL. The aim of the present study was to investigate the role of CD43 and CD200 markers in the differential diagnosis between CLL and MCL.
Materials and Methods: To address this issue, 339 consecutive patients with CLL and MCL were included in the flow cytometry lymphoproliferative disease panel for evaluation of CD43 and CD200 expressions, but not in the Matutes scoring system.
Results: CD200 was expressed in 97.3% of atypical CLL cases, whereas it was dimly expressed in only 6.1% of MCL cases. CD43 expression was 95.7% in atypical CLL cases. In the MCL cases, its expression rate was 39.4%.
Conclusion: CD43 and CD200 were found to be more valuable markers than CD22, CD79b, and FMC7. CD43 and CD200 could also be considered as definitive markers in atypical CLL patients, for whom the Matutes scoring system remains ineffective.

2.Association of Interleukin-2-330T/G and Interleukin-10-1082A/G Genetic Polymorphisms with B-Cell Non-Hodgkin Lymphoma in a Cohort of Egyptians
Hala Aly Abdel Rahman, Mervat Mamdooh Khorshied, Ola Mohamed Reda Khorshid, Heba Mahmoud Mourad
doi: 10.4274/tjh.2017.0106  Pages 99 - 108 (469 accesses)
Amaç: İnterlökin (IL)-2 ve IL-10 genlerindeki polimorfizmlerin değişik immün bozukluklar ve Hodgkin dışı lenfoma (HDL) gibi kanserlere duyarlılık ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Mısırlılardaki IL-2-330T/G ve IL-10-1082A/G tek nükleotid polimorfizmleri ile B hücreli HDL’ye (B-HDL) duyarlılık arasındaki olası ilişkinin araştırılması için bir olgukontrol çalışması yapılmıştır.
Gereç ve Yöntem: Bahsedilen genetik varyasyonlar için, 100 B-HDL hastası ve yaş ile cinsiyet uyumlu 100 sağlıklı kontrole genotipleme yapıldı.
Bulgular: IL-2 varyant alleli hastalarda kontrollere göre anlamlı olarak daha yüksekti ve B-HDL duyarlılığı ile ilişkili bulundu [olasılık oranı (OO): 1,91, %95 güven aralığı (GA): 1,28-2,85). Ayrıca bunun ileri performans skoru ile de ilişkili olduğu görüldü. IL-2 polimorfizminin diffüz büyük B hücreli lenfoma için yaklaşık üç kat (OO: 2,64; %95 GA: 1,35-5,15) ve yavaş seyirli (indolan) alt tiplerde dört kat artış doğurmaktaydı (OO: 4,34, %95 GA: 1,20-15,7). IL-10-1082A/G genotiplerinin dağılımı hastalar ve kontrollerde benzerdi. IL-2 varyant genotipleri ile IL-10’un sık rastlanan genotiplerinin eş kalıtımı yaklaşık altı kat artmış risk (OO: 5,75, %95 GA: 1,39-23,72) yaratmaktayken, IL-2 ve IL-10 varyant genotiplerinin eş kalıtımı B-HDL riskinde beş kat artışa (OO: 5,43, %95 GA: 1,44-20,45) neden olmaktaydı. IL-2- 330T/G ve IL-10-1082A/G variant genotiplerinin B-HDL hastalarında hastalıksız sağkalım üzerine etkisi yoktu.
Sonuç: Bu çalışma Mısır’da, IL-2-330T/G genetik polimorfizmlerinin özellikle yavaş seyirli B-HDL’ye yatkınlık ile olası ilişkisini vurgulamaktadır. Ayrıca Mısırlılarda IL-10-1082A/G, B-HDL için duyarlı bir moleküler belirteç değildir.
Objective: Polymorphisms in the interleukin (IL)-2 and IL-10 genes are known to be associated with susceptibility to different immunedysregulated disorders and cancers such as non-Hodgkin lymphoma (NHL). To explore the possible association between IL-2-330T/G and IL- 10-1082A/G single-nucleotide polymorphisms and the susceptibility to B-cell NHL (B-NHL) in Egyptians, we conducted a case-control study.
Materials and Methods: Genotyping of the studied genetic variations was done for 100 B-NHL patients as well as 100 age- and sex-matched healthy controls.
Results: The IL-2 variant allele occurred at a significantly higher rate in patients than controls and was associated with susceptibility to B-NHL [odds ratio (OR): 1.91, 95% confidence interval (CI): 1.28-2.85]. It was also associated with advanced performance status score. IL-2 polymorphism conferred an almost threefold increased risk of diffuse large B-cell lymphoma (OR: 2.64, 95% CI: 1.35-5.15) and a fourfold increased risk of indolent subtypes (OR: 4.34, 95% CI: 1.20-15.7). The distribution of IL-10-1082A/G genotypes in our patients was close to that of the controls. Co-inheritance of the variant genotypes of IL-2 and the common genotype of IL-10 conferred an almost sixfold increased risk (OR: 5.75, 95% CI: 1.39-23.72), while co-inheritance of the variant genotypes of IL-2 and IL-10 conferred fivefold increased risk of B-NHL (OR: 5.43, 95% CI: 1.44-20.45). The variant genotypes of IL-2-330T/G and IL-10-1082A/G had no effect on the disease-free survival of B-NHL patients.
Conclusion: The present study highlights the possible involvement of the IL-2-330T/G genetic polymorphism in the susceptibility to B-NHL in Egypt, especially indolent subtypes. Moreover, IL-10-1082A/G is not a molecular susceptibility marker for B-NHL in Egyptians.

3.Myelodysplastic Syndrome in Pakistan: Clinicohematological Characteristics, Cytogenetic Profile, and Risk Stratification
Rafia Mahmood, Chaudry Altaf, Parvez Ahmed, Saleem Ahmed Khan, Hamid Saeed Malik
doi: 10.4274/tjh.2017.0130  Pages 109 - 115 (432 accesses)
Amaç: Myelodisplastik sendrom (MDS) sadece değişken morfolojik prezentasyona ve heterojen klinik seyre değil geniş sitogenetik anormallikler yelpazesine de sahip olan bir grup kemik iliği hastalığıdır. Klinikohematolojik parametreler tanıda önemli role sahiptir ve sitogenetik anormalliklerin tanımlanması ile birlikte prognostik skorlamada ve yönetimi planlamak ve tedavi kararlarını vermek için risk stratifikasyonunda önemlidir. Bu çalışma, yeni tanı de novo MDS hastalarında klinikohematolojik özellikler, sitogenetik anormallikler ve risk stratifikasyonunu belirlemeyi amaçlamıştır.
Gereç ve Yöntem: Bu kesitsel çalışma Rawalpindi Silahlı Kuvvetler Patoloji Enstitüsü Hematoloji Departmanı’nda Ocak 2013’ten Ocak 2017 tarihine kadar sürdürülmüştür. Hastalar Dünya Sağlık Örgütü MDS kriterlerine göre teşhis edildi, klinikohematolojik parametreler not edildi ve sitogenetik analiz yapıldı. Risk stratifikasyonu Revize Uluslararası Prognostik Skorlama Sistemi kullanılarak yapıldı.
Bulgular: Toplam 178 MDS olgusu, 119 erkek (%66,9) ve 59 kadın (%33,1) analiz edildi. Medyan yaş 58 idi. Başvuruda en sık görülen belirti olguların 162’sinde (%91) anemi idi. En sık tanı MDS çoklu seride displazi olup 103 (%57,9) hastada görüldü. Teşhiste normal karyotip 95 (%53,4) olguda görülürken 83 (%46,6) olgu klonal karyotipik anormallikler gösterdi. Bunlar arasında, en sık görülenler trizomi sekiz, kompleks karyotip ve del5q idi. Risk stratifikasyonu 73 (%41) hastada düşük-risk hastalık ortaya koydu.
Sonuç: Sitogenetik analiz en sık normal karyotipi gösterirken risk stratifikasyonu tanı sırasında düşük-risk hastalığın çoğunlukta olduğunu ortaya koymuştur.
Objective: Myelodysplastic syndrome (MDS) is a group of bone marrow diseases that not only have variable morphological presentation and heterogeneous clinical courses but also have a wide range of cytogenetic abnormalities. Clinicohematological parameters have a significant role in diagnosis and along with identification of cytogenetic abnormalities are important for prognostic scoring and risk stratification of patients to plan management and make treatment decisions. This study aimed to determine the clinicohematological characteristics, cytogenetic abnormalities, and risk stratification of newly diagnosed de novo MDS patients.
Materials and Methods: This cross-sectional study was conducted in the Department of Hematology, Armed Forces Institute of Pathology, Rawalpindi, from January 2013 to January 2017. Patients were diagnosed on the basis of World Health Organization criteria for MDS, clinicohematological parameters were noted, and cytogenetic analysis was performed. Risk stratification was done using the Revised International Prognostic Scoring System.
Results: A total of 178 cases of MDS were analyzed, including 119 males (66.9%) and 59 females (33.1%). The median age was 58 years. The most common presenting feature was anemia in 162 (91%) of the patients. MDS with multilineage dysplasia was the most common diagnosis, seen in 103 (57.9%) patients. A normal karyotype was seen in 95 (53.4%), while 83 (46.6%) showed clonal karyotypic abnormalities at diagnosis. Of these, the common abnormalities found were trisomy 8, complex karyotype, and del 5q. Risk stratification revealed low-risk disease in 73 (41%) patients.
Conclusion: Cytogenetic analysis showed the normal karyotype to be the most common while risk stratification revealed a predominance of low-risk disease at the time of presentation.

4.Hierarchical Involvement of Myeloid-Derived Suppressor Cells and Monocytes Expressing Latency-Associated Peptide in Plasma Cell Dyscrasias
Tamar Tadmor, Ilana Levy, Zahava Vadasz
doi: 10.4274/tjh.2018.0022  Pages 116 - 121 (117 accesses)
Amaç: Plazma hücreli diskrazi (PHD), monoklonal M-proteinin üretimine sahip olan plazma hücrelerinin bozukluklarıdır. Aynı hastalığın, önemi bilinmeyen monoklonal gammopatiden, asemptomatik ve semptomatik multipl myeloma, plazma hücreli lösemi ve Waldenström makroglobulinemiye doğru doğal ilerlemesini temsil edebilen bir dizi spektrum içerir. PHD’lerde, baskılayıcı faktörlerin salgılanması ve bağışıklık baskılayıcı alt popülasyonların katılımı ile bağışıklık sistemi aktif olarak baskılanır. Bu çalışmada, PHD’lerin ve sağlıklı gönüllülerin, immün baskılayıcı aktiviteye sahip iki alt popülasyonundaki; monositik myeloid kökenli baskılayıcı hücreler (MKBH) ve latent asosiye peptit (LAP) eksprese eden monositlerin, ekspresyonunu incelenmiştir.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya PHD’li toplam 27 hasta dahil edildi. On dokuz sağlıklı gönüllü, kontrol olarak kullanılmıştır.
Bulgular: Hastalık aktivitesi ile immünosüpresif aktivitesi olan monositler arasında hiyerarşik bir ilişki gözlenmiştir
Sonuç: Bu sonuçlar LAP anlatımı gösteren MKBH’lerin ve monositlerin, PHD’lerde farklı rollere sahip olduğunu ve tümör aktivitesi ve kitle
biyobelirteçleri olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir.
Objective: Plasma cell dyscrasias (PCDs) are disorders of plasma cells having in common the production of a monoclonal M-protein. They include a spectrum of conditions that may represent a natural progression of the same disease from monoclonal gammopathy of unknown significance to asymptomatic and symptomatic multiple myeloma, plasma cell leukemia, and Waldenström’s macroglobulinemia. In PCDs, the immune system is actively suppressed through the secretion of suppressive factors and the recruitment of immune suppressive subpopulations. In this study, we examined the expression of two subpopulations of cells with immunosuppressive activity, monocytic myeloid-derived suppressor cells (MDSCs) and monocytes expressing latency-associated peptide (LAP), in patients with different PCDs and in healthy volunteers.
Materials and Methods: A total of 27 consecutive patients with PCDs were included in this study. Nineteen healthy volunteers served as controls.
Results: We observed a hierarchical correlation between disease activity and the presence of monocytes with immunosuppressive activity.
Conclusion: These results suggest that MDSCs and monocytes expressing LAP have diverging roles in PCDs and may perhaps serve as biomarkers of tumor activity and bulk.

5.Acute Traumatic Coagulopathy: The Value of Histone in Pediatric Trauma Patients
Emel Ulusoy, Murat Duman, Aykut Çağlar, Tuncay Küme, Anıl Er, Fatma Akgül, Hale Çitlenbik, Durgül Yılmaz, Hale Ören
doi: 10.4274/tjh.2017.0444  Pages 122 - 128 (242 accesses)
Amaç: Akut travma ilişkili koagülopati; travma sonrası ortaya çıkan, hemostazda bozulma ve fibrinoliz aktivasyonudur. Koagülasyon sistemindeki bu bozuklukta bazı endojen moleküller rol oynamaktadır. Histon bu moleküllerden bir tanesi olup son dönemlerde dikkat çekmeye başlamıştır. Bu çalışmada, pediatrik travma olgularında histon-kompleks DNA (hcDNA) fragmanları ile koagülasyon anormallikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışma pediatrik travma olgularında yapılmış prospektif olgu-kontrol çalışmasıdır. Çalışmaya 50 hasta ve 30 kontrol olgusu dahil edildi. Tüm hastaların demografik verileri, travmanın özellikleri, koagülasyon parametreleri, bilgisayarlı tomografi sonuçları, travma skorları ve Dissemine İntravasküler Koagülasyon skoru (DİKS) kaydedildi. hcDNA düzeyi için kan örnekleri alınarak enzim ilintili immün test ile değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların 32’sinde çoklu travma, 18’inde izole kafa travması mevcuttu. hcDNA düzeyi travma olgularında sağlıklı kontrollere göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (0,474 AU and 0,145 AU, sırasıyla). Plazma hcDNA düzeyi ile travma ciddiyeti arasında anlamlı ilişki saptandı. On üç hastada akut travma ilişkili koagülopati saptanmış olup, bu hastaların akut travma ilişkili koagülopati olmayanlara göre daha yüksek plazma histon düzeyine sahip oldukları görüldü (0,703 AU and 0,398 AU, sırasıyla). Plazma hcDNA düzeyinin, DİKS ve yoğun bakımda kalış süresi ile pozitif; fibrinojen düzeyi ile negatif korelasyon gösterdiği bulundu.
Sonuç: Bu çalışmada, pediatrik travma olgularında hcDNA düzeyinin arttığı ve koagülopatinin erken fazıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. hcDNA’nın dissemine intravasküler koagülasyon ve mortalite oranını belirlemedeki yerini ortaya koymak için ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Objective: Acute traumatic coagulopathy occurs after trauma with impairment of hemostasis and activation of fibrinolysis. Some endogenous substances may play roles in this failure of the coagulation system. Extracellular histone is one such molecule that has recently attracted attention. This study investigated the association between plasma histone-complexed DNA (hcDNA) fragments and coagulation abnormalities in pediatric trauma patients.
Materials and Methods: This prospective case-control study was conducted in pediatric patients with trauma. Fifty trauma patients and 30 healthy controls were enrolled. Demographic data, anatomic injury characteristics, coagulation parameters, computerized tomography findings, trauma, and International Society on Thrombosis and Haemostasis disseminated intravascular coagulation (ISTH DIC) scores were recorded. Blood samples for hcDNA were collected and assessed by enzyme-linked immunosorbent assay.
Results: Thirty-two patients had multiple trauma, while 18 patients had isolated brain injury. hcDNA levels were significantly higher in trauma patients than healthy controls (0.474 AU and 0.145 AU, respectively). There was an association between plasma hcDNA levels and trauma severity. Thirteen patients had acute coagulopathy of trauma shock (ACoTS). ACoTS patients had higher plasma histone levels than those without ACoTS (0.703 AU and 0.398 AU, respectively). Plasma hcDNA levels were positively correlated with the ISTH DIC score and length of stay in the intensive care unit and were negatively correlated with fibrinogen level.
Conclusion: This study indicated that hcDNA levels were increased in pediatric trauma patients and associated with the early phase of coagulopathy. Further studies are needed to clarify the role of hcDNA levels in mortality and disseminated intravascular coagulation.

BRIEF REPORT
6.Use of a High-Purity Factor X Concentrate in Turkish Subjects with Hereditary Factor X Deficiency: Post Hoc Cohort Subanalysis of a Phase 3 Study
Ahmet F. Öner, Tiraje Celkan, Çetin Timur, Miranda Norton, Kaan Kavaklı
doi: 10.4274/tjh.2017.0446  Pages 129 - 133 (173 accesses)
Kalıtsal faktör X (FX) eksikliği, akraba evliliklerinin yüksek oranda görüldüğü ülkelerde daha sık olan nadir bir kanama bozukluğudur. Prospektif, açık etiketli, çok merkezli bir faz 3 çalışmada 6 ay ila 2 yıl boyunca gerektiği zaman veya kısa dönemli profilaktik olarak 25 IU/ kg plazma kaynaklı FX (pdFX) uygulanmıştır. Türk hastalarda (n=6) kanamaların %60,7’si hafiftir. Her kanamayı tedavi etmek için ortalama 1,03 infüzyon gerekmiş ve kanama başına ortalama toplam doz 25,38 IU/kg olmuştur. Türk hastalar değerlendirilebilir 84 kanamanın tümü için pdFX etkililiğini mükemmel veya iyi olarak derecelendirmiştir; araştırmacılar genel pdFX etkililiğinin tüm hastalarda mükemmel veya iyi olduğu kararına varmıştır. Türk hastalarda 51 advers olay gözlenmiştir; şiddeti bilinenlerin %96’sı hafif/orta derecededir ve 1’i (infüzyon bölgesi ağrısı) muhtemelen pdFX ile ilişkili olmuştur. Bu sonuçlar 25 IU/kg pdFX kullanımının bu Türk kohortunda güvenli ve etkili olduğunu ortaya koymaktadır (ClinicalTrials.gov tanımlayıcısı: NCT00930176).
Hereditary factor X (FX) deficiency is a rare bleeding disorder more prevalent in countries with high rates of consanguineous marriage. In a prospective, open-label, multicenter phase 3 study, 25 IU/kg plasmaderived factor X (pdFX) was administered as on-demand treatment or short-term prophylaxis for 6 months to 2 years. In Turkish subjects (n=6), 60.7% of bleeds were minor. A mean of 1.03 infusions were used to treat each bleed, and mean total dose per bleed was 25.38 IU/kg. Turkish subjects rated pdFX efficacy as excellent or good for all 84 assessable bleeds; investigators judged overall pdFX efficacy to be excellent or good for all subjects. Turkish subjects had 51 adverse events; 96% with known severity were mild/moderate, and 1 (infusionsite pain) was possibly pdFX-related. These results demonstrate that 25 IU/kg pdFX is safe and effective in this Turkish cohort (ClinicalTrials.gov identifier: NCT00930176).

IMAGES IN HEMATOLOGY
7.Flaming Plasma Cell Leukemia
Reza Ranjbaran, Habibollah Golafshan
doi: 10.4274/tjh.2016.0388  Page 134 (866 accesses)
Abstract | Full Text PDF

8.Improvement of Cutaneous Anaplastic Large Cell Lymphoma by Brentuximab Vedotin Monotherapy
Takashi Onaka, Tomoya Kitagawa, Chika Kawakami, Akihito Yonezawa
doi: 10.4274/tjh.2017.0448  Pages 135 - 136 (285 accesses)
Abstract | Full Text PDF

LETTER TO EDITOR
9.Glomerular and Tubular Functions in Transfusion-Dependent Thalassemia
Pathum Sookaromdee, Viroj Wiwanitkit
doi: 10.4274/tjh.2018.0083  Pages 137 - 138 (132 accesses)
Abstract | Full Text PDF

10.Use of Plerixafor to Mobilize a Healthy Donor Infected with Influenza A
Mahmut Yeral, Pelin Aytan, Can Boğa
doi: 10.4274/tjh.2017.0304  Pages 138 - 139 (237 accesses)
Abstract | Full Text PDF

11.Influenza A Infection and Stem Cell Mobilization
Sora Yasri, Viroj Wiwanitkit
doi: 10.4274/tjh.2018.0089  Pages 139 - 140 (138 accesses)
Abstract | Full Text PDF

12.Primary Mediastinal Large B-Cell Lymphoma As an Incidental Finding: Report of a Case
İpek Yönal Hindilerden, Fehmi Hindilerden, Serkan Arslan, Öner İbrahim Doğan, Meliha Nalçacı
doi: 10.4274/tjh.2016.0057  Pages 141 - 142 (601 accesses)
Abstract | Full Text PDF

13.A Rare Late Complication of Port Catheter Implantation: Embolization of the Catheter
Işık Odaman Al, Cengiz Bayram, Gizem Ersoy, Kazım Öztarhan, Alper Güzeltaş, Taner Kasar, Ezgi Uysalol, Başak Koç, Ali Ayçiçek, Nihal Özdemir
doi: 10.4274/tjh.2017.0134  Pages 142 - 143 (513 accesses)
Abstract | Full Text PDF

14.Nuclear Projections in Neutrophils for Supporting the Diagnosis of Trisomy 13
Şebnem Kader, Mehmet Mutlu, Filiz Aktürk Acar, Yakup Aslan, Erol Erduran
doi: 10.4274/tjh.2017.0227  Page 144 (288 accesses)
Abstract | Full Text PDF

15.Intravascular Large B-Cell Lymphoma of the Gallbladder
Bülent Çetin, Nalan Akyürek, Yavuz Metin, Feryal Karaca, İrem Bilgetekin, Ahmet Özet
doi: 10.4274/tjh.2017.0276  Pages 145 - 146 (219 accesses)
Abstract | Full Text PDF

16.Successful Treatment of Chronic Lymphocytic Leukemia Multifocal Central Nervous System Involvement with Ibrutinib
Anna Christoforidou, Georgios Kapsas, Zoe Bezirgiannidou, Spyros Papamichos, Ioannis Kotsianidis
doi: 10.4274/tjh.2017.0313  Pages 147 - 149 (252 accesses)
Abstract | Full Text PDF

17.Pleomorphic Multinucleated Plasma Cells Simulating Megakaryocytes in an Anaplastic Variant of Myeloma
Shivangi Harankhedkar, Ruchi Gupta, Khaliqur Rahman
doi: 10.4274/tjh.2017.0329  Pages 150 - 151 (207 accesses)
Abstract | Full Text PDF

 



Impact Factor (2016) = 0.686