E-ISSN: 1308-5263
Turk J Hematol: 37 (3)
Volume: 37  Issue: 3 - 2020
Hide Abstracts | << Back
RESEARCH ARTICLE
1.Outcomes of Eltrombopag Treatment and Development of Iron Deficiency in Children with Immune Thrombocytopenia in Turkey
Ayça Koca Yozgat, Göksel Leblebisatan, Sinan Akbayram, Simge Çınar Özel, Zeynep Karakaş, Erol Erduran, Şebnem Yılmaz, Ülker Koçak, Şule Ünal, Gül Nihal Özdemir, Meryem Albayrak, Emine Zengin, Yeşim Oymak, Özcan Bör, Hasan Fatih Çakmaklı, Murat Söker, Dilek Gürlek Gökçebay, Hüseyin Tokgöz, Barış Malbora, Serap Karaman, Tiraje Celkan, İlgen Şaşmaz, Neşe Yaralı, Hale Ören, Ayşegül Ünüvar
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2019.0380  Pages 139 - 144
Amaç: İmmün trombositopeni (İTP) nadir otoimmün bir hastalık olup, platelet sayısındaki azalmaya bağlı olarak peteşi, ekimoz, epistaksis gibi kanama semptomları ile karakterizedir. Trombopoietin reseptör agonisti eltrombopag (EPAG), yetişkinlerde ve çocuklarda kronik immün trombositopeni tedavisinde kullanılan ikinci basamak bir ajandır.
Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışma, akut refrakter ve kronik immün trombositopenili çocuk hastalarda EPAG tedavisinin etkinliğini, güvenilirliğini, yan etkilerini özellikle de demir eksikliği anemisi gelişimini değerlendirmiştir.
Bulgular: Hastalarımızın 89’u kronik İTP, 16’sı ise akut refrakter İTP tanısı ile takip edilmekte idi. Tedavi başlangıcı sırasında hastalarımızın yaş ortalamaları 9,5±4,5 yıl (1,2-18 yıl) idi. Toplam yanıt oranımız %74,3 (n=78) idi. Platelet sayısının ≥50x109/L olması için geçen ortalama süre 11,6±8 hafta (1-34 hafta) idi. Tedavi 27 hastamızda (%25,7) ortalama 6,8±9 ayda (1-38 ay) kesildi. Tedavi kesim nedenlerimiz; 18 hastada yanıtsızlık, 4 hastada tedaviye uyumsuzluk, 2 hastamızda ise hepatotoksisite idi. Üç hastada ise EPAG tedavisi kesilmesinden sonra yanıt ortalama 4 ay devam etti.
Sonuç: Çalışmamız, EPAG tedavisinin akut refrakter ve kronik İTP’li pediyatrik hastalarda etkili bir terapötik seçenek olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, hastalar EPAG tedavisi sırasında yanıt ve yan etkiler ve özellikle demir eksikliği açısından yakından izlenmelidir.
Objective: Immune thrombocytopenia (ITP) is a rare autoimmune disease and hematologic disorder characterized by reduced platelet counts that can result in significant symptoms, such as bleeding, bruising, epistaxis, or petechiae. The thrombopoietin receptor agonist eltrombopag (EPAG) is a second-line agent used to treat chronic ITP purpura in adults and children.
Materials and Methods: The present retrospective study evaluated the efficacy, safety, and side effects of EPAG treatment in pediatric patients with acute refractory and chronic immune thrombocytopenia, particularly focusing on iron-deficiency anemia.
Results: The diagnosis was chronic ITP in 89 patients and acute refractory ITP in 16 patients. The mean age of patients was 9.5±4.5 years (minimum-maximum: 1.2-18 years) at the beginning of EPAG treatment. The overall response rate was 74.3% (n=78). The mean time for platelet count of ≥50x109/L was 11.6±8 weeks (range: 1-34 weeks). The treatment was stopped for 27 patients (25.7%) at an average of 6.8±9 months (range: 1-38 months). The reason for discontinuation was lack of response in 18 patients, nonadherence in 4 patients, and hepatotoxicity in 2 patients. Response to treatment continued for an average of 4 months after cessation of EPAG in 3 patients.
Conclusion: Results of the current study imply that EPAG is an effective therapeutic option in pediatric patients with acute refractory and chronic ITP. However, patients must be closely monitored for response and side effects during treatment, and especially for iron deficiency.

2.Factor 8 Gene Mutation Spectrum of 270 Patients with Hemophilia A: Identification of 36 Novel Mutations
Tahir Atik, Esra Işık, Hüseyin Onay, Bilçağ Akgün, Moharram Shamsali, Kaan Kavaklo, Melike Evim, Gülen Tüysüz, Namık Yaşar Özbek, Fahri Şahin, Zafer Salcıoğlu, Canan Albayrak, Yeşim Oymak, Ekrem Ünal, Fatma Burcu Belen, Ebru Yılmaz Keskin, Can Balkan, Birol Baytan, Alphan Küpesiz, Vildan Culha, Tuba Nur Tahtakesen, Adalet Meral Güneş, Ferda Özkınay
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2019.0262  Pages 145 - 153
Amaç: Hemofili A (HA), faktör 8 (F8) genindeki hemizigot mutasyonların neden olduğu X’e bağlı kalıtsal kanama bozukluğudur. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’den büyük bir HA kohortunda F8 geninin mutasyon spektrumunu belirlemek ve fenotip-genotip korelasyonu oluşturmaktır.
Gereç ve Yöntem: Mart 2017-Mart 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Pediatrik Genetik Moleküler Laboratuvarı’nda moleküler olarak analiz edilen tüm HA hastaları (270 hasta) çalışmaya dahil edildi. “İntron 22 inversiyonu” (Inv22), “intron 1 inversiyonu” (Inv1), “küçük delesyon/duplikasyonlar” ve “nokta mutasyonları” tanımlamak için F8’in moleküler analizleri, uygun bir algoritma kullanılarak gerçekleştirildi.
Bulgular: Mutasyon saptama başarı oranı %95,2’ydi. Yüz altı hastada (%39,3) Inv22 pozitif, 4 hastada (%1,5) Inv1, 137 hastada (%50,6) Yüz altı farklı hastalık yapıcı sekans varyantı saptandı. On hastada (%3,7), büyük intragenik delesyonlar olduğu öngörülen bir veya daha fazla ekzonik bölgeyi içeren amplifikasyon başarısızlığı tespit edildi. 106 farklı F8 mutasyonundan 36’sı ilk kez bu çalışmada saptandı. F8 genotipi ile inhibitör gelişimi arasındaki ilişki anlamlı kabul edildi.
Sonuç: Bu çalışmada gerçekleştirilen moleküler teknikler ile yüksek mutasyon tespit oranı elde edilmiştir; 36 yeni mutasyon saptanmıştır. Mutasyon tipleri ile ilgili olarak, mutasyon dağılımı ve bunların klinik şiddeti ve inhibitör gelişimi üzerindeki etkisi, farklı hemofili popülasyon çalışmalarında daha önce bildirilenlere benzer bulunmuştur.
Objective: Hemophilia A (HA) is the most severe X-linked inherited bleeding disorder caused by hemizygous mutations in the factor 8 (F8) gene. The aim of this study is to determine the mutation spectrum of the F8 gene in a large HA cohort from Turkey, and then to establish a phenotype-genotype correlation.
Materials and Methods: All HA cases (270 patients) analyzed molecularly in the Ege University Pediatric Genetics Molecular Laboratory between March 2017 and March 2018 were included in this study. To identify intron 22 inversion (Inv22), intron 1 inversion (Inv1), small deletion/insertions, and point mutations, molecular analyses of F8 were performed using a sequential application of molecular techniques.
Results: The mutation detection success rate was 95.2%. Positive Inv22 was found in 106 patients (39.3%), Inv1 was found in 4 patients (1.5%), and 106 different disease-causing sequence variants were identified in 137 patients (50.6%). In 10 patients (3.7%), amplification failures involving one or more exonic regions, considered to be large intragenic deletions, were identified. Of 106 different F8 mutations, 36 were novel. The relationship between F8 genotype and inhibitor development was considered significant.
Conclusion: A high mutation detection rate was achieved via the broad molecular techniques applied in this study, including 36 novel mutations. With regard to mutation types, mutation distribution and their impact on clinical severity and inhibitor development were found to be similar to those previously reported in other hemophilia population studies.

3.Retrospective Study on Prevalence, Specificity, Sex, and Age Distribution of Alloimmunization in Two General Hospitals in Athens
Marianna Politou, Serena Valsami, Georgios Dryllis, Maria Christodoulaki, Christina Cheropoulou, Abraham Pouliakis, Maria Baka, Konstantinos Stamoulis
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2019.0459  Pages 154 - 166
Amaç: Kan transfüzyonu sık uygulanan hayat kurtarıcı bir tedavidir ancak sıklıkla alloimmünizasyon ile komplike olur. Yunanistan’da daha önce yapılan çalışmalar çoklu transfüze edilen talasemik hastalar ve antenatal kadınlar üzerine yoğunlaşmıştır. Ancak şimdiye kadar genel hasta popülasyonunda eritrosit alloantikorlarının görece sıklığı araştırılmamıştır. Bu geriye dönük çalışmanın amacı iki hastanedeki büyük bir hasta grubunda eritrosit alloantikorlarının sıklığı, özgüllüğü yanında yaş, cinsiyet ve hastaneye yatış kliniği ile ilişkisi tahmin etmektir.
Gereç ve Yöntem: Atina, Yunanistan’da bulunan Sismanogleio ve Thriasio hastanelerinin 2012-2016 dönemine ait verileri geriye dönük olarak incelendi. İstatistiksel analiz SAS for Windows 9.4 yazılım platformu ile yapıldı.
Bulgular: Altı yüz yirmi altı hastanın (626/53800, %1,16) bir veya daha fazla alloantikor ile alloimmünize olduğu saptandı. Ortalama yaş 67,99±17,56 idi. Kadınlarda antikor saptanma oranı (%62,66; 438/699) erkeklere (%37,34; 261/699) kıyasla daha fazlaydı (p=0,0007) ve antikorların büyük çoğunluğu (%66,81) 61-90 yaş grubunda izlendi. En sık anti-Kell antikoru (%26,61) saptanırken bunu anti-E (%16,02), anti-D (%15,02), anti-Jka (%5,87) ve anti-M (%5,72) izledi. Anti-C (%81.48, n=27), anti-Cw (%54,17, n=24) çoklu antikorlu hastalarda daha sık bulunma eğilimindeydi. Alloimmünize olgularının çoğu genel cerrahi (%42,65) ve iç hastalıkları (%38,66) kliniğinde bulundu.
Sonuç: Sonuçlarımıza göre, Yunanistan’da bulunan genel hasta popülasyonundaki alloimmünizasyon oranları uluslararası literatürdeki çalışmaların çoğu ile uyumludur. Alloimmünizasyonun etkin biçimde önlenmesi için ulusal düzeydeki stratejinin tüm popülasyonda genişletilmiş uyum arama veya tüm transfüzyonların öncesinde zorunlu indirekt antiglobulin testine yönlendirilmesi konuşu tartışmalıdır.
Objective: Blood transfusion is a common lifesaving treatment but it is often complicated with alloimmunization. Previously studies in Greece have concentrated on alloimmunization in multiply transfused thalassemic patients or antenatal women. However, the relative frequency of red blood cell (RBC) alloantibodies in the general patient population has not been studied so far. The aim of the present retrospective study was to estimate the prevalence and specificity of RBC alloantibodies in a large cohort of patients in two general hospitals and their association with age, sex, and the patients’ clinic of hospitalization.
Materials and Methods: Data from 2012 to 2016 from the “Sismanogleio” and “Thriasio” general hospitals in Athens, Greece, were studied retrospectively. Statistical analysis was performed with SAS for Windows 9.4.
Results: Six hundred twenty-six patients (626/53800, 1.16%) were alloimmunized for one or more alloantibodies. The mean age was 67.99±17.56 years. Most antibodies were found in women [62.66% (438/699) in women vs. 37.34% (261/699) in men (p=0.0007)], while the vast majority of antibodies (66.81%) were found in patients aged 61-90. The most frequent antibody was anti-Kell (26.61%), followed by anti-E (16.02%), anti-D (15.02%), anti-Jka (5.87%), and anti-M (5.72%). Anti-C (81.48%, n=27) and anti-Cw (54.17%, n=24) tended to be found more often in patients with multiple antibodies. Most alloimmunized cases were found in general surgery (42.65%) and internal medicine departments (38.66%).
Conclusion: According to our results, the alloimmunization data in a general patient population in Greece were consistent with the majority of studies in the international literature. Whether a strategy at national level needs to be directed towards extending matching for the whole population or towards applying sensitive and compulsory indirect antiglobulin tests before any transfusions in order to efficiently prevent alloimmunization remains an issue of debate.

4.PI3K Abrogation Using Pan-PI3K Inhibitor BKM120 Gives Rise to a Significant Anticancer Effect on AML-Derived KG-1 Cells by Inducing Apoptosis and G2/M Arrest
Soroush Sadeghi, Shadi Esmaeili, Atieh Pourbagheri - Sigaroodi, Ava Safaroghli - Azar, Davood Bashash
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2019.0440  Pages 167 - 176
Amaç: PI3K aşırı ifadesi ile kemoterapiye direnç kazanılması arasındaki ilişki insan kanserlerinin konvansiyonel tedavi stratejilerinde devrim yaratmak yolunda cazip bir hedef oluşturarak bu yolağa olan ilgiyi büyük ölçüde artırmıştır. Bu çalışmamızda pan-PI3K inhibitörü BKM120’nin akut myeloid lösemi (AML) kökenli KG-1 ve U937 hücreleri üzerine hücresel ve moleküler inhibitor etkisini araştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: AML tedavisinde BKM120’nin etkisinin altında yatan moleküler mekanizmalar ve antitümör tesirini araştırmak için çeşitli yöntemler oluşturduk ve BKM120 idarubisin kombinasyonunun etkisini kontrol etmek için deneyler yaptık.
Bulgular: PI3K inhibisyonunun hücre canlılığı ve metabolik aktiviteyi azalttığını ve hücrelerde konsantrasyona bağımlı olarak büyümeyi baskılayıcı etki gösterdiğini bulduk. Ayrıca, BKM120’nin antiproliferatif etkilerini p21 aracılı G2/M hücre döngüsünü durdurmak yoluyla gösterdiğini ileri sürdük. İnhibitörün moleküler özellikler üzerindeki etkisinin araştırılması sadece BKM120’nin antiapoptotik NF-κB’nin hedeflerinin ifadesini azalttığını değil, fakat aynı zamanda bortezomib kullanarak NF-κB baskılanmasının inhibitörün sitotoksisitesini belirgin artırdığını ortaya koyarak BKM120’nin antilösemik etkisinin en azından kısmen NF-κB yolağı modülasyonuyla olduğunu gösterdi. İlginç olarak, tek başına BKM120’nin c-Myc ifadesini anlamlı değiştiremediği, ancak BKM120’nin AML hücrelerinin sağkalım oranlarını azaltma kapasitesinin 10058-F4 aracılı c-Myc inhibisyonu ile artması lösemik hücrelerde c-Myc’nin PI3K inhibitörüne yanıta katkıda bulunduğunu düşündürmektedir.
Sonuç: Birlikte değerlendirildiğinde bu çalışmanın sonuçları AML için terapötik yaklaşımda BKM120’nin etkililiğini göstermektedir. Ancak bu inhibitörün uygunluğunu belirlemek için ek çalışmalar yapılmalıdır.
Objective: The association between PI3K overexpression and the acquisition of chemoresistance has attracted tremendous attention to this axis as an appealing target to revolutionize the conventional treatment strategies of human cancers. In the present study, we aimed to survey the inhibitory impact of the pan-PI3K inhibitor BKM120 on both cellular and molecular aspects of acute myeloid leukemia (AML)-derived KG-1 and U937 cells.
Materials and Methods: We designed various assays to survey the antitumor impacts and molecular mechanisms underlying the action of BKM120 for the treatment of AML, and we performed experiments to check the effect of BKM120 in combination with idarubicin.
Results: We found that PI3K inhibition diminished cell viability and metabolic activity and exerted a concentration-dependent growthsuppressive effect on the cells. Moreover, we suggested that the ability of BKM120 to induce its antiproliferative properties was mediated through the induction of p21-mediated G2/M cell-cycle arrest. Investigating the effect of inhibitor on the molecular features revealed not only that BKM120 reduced the expression of NF-κB antiapoptotic targets, but also that NF-κB suppression using bortezomib profoundly enhanced the cytotoxicity of the inhibitor, highlighting that the antileukemic effects of BKM120 are mediated, at least partly, through the modulation of the NF-κB pathway. Interestingly, we found that the single agent of BKM120 was unable to significantly alter the expression level of c-Myc; however, the capability of BKM120 to reduce the survival rate of AML cells was potentiated upon c-Myc inhibition using 10058-F4, suggestive of the plausible contribution of c-Myc in leukemic cell response to the PI3K inhibitor.
Conclusion: Taken together, the results of this study reveal the efficacy of BKM120 as a therapeutic approach for AML; however, further investigations should be undertaken to determine the expediency of this inhibitor.

5.Patterns of Hydroxyurea Prescription and Use in Routine Clinical Management of Polycythemia Vera: A Multicenter Chart Review Study
Yahya Büyükaşık, Rıdvan Ali, Mehmet Turgut, Güray Saydam, Akif Selim Yavuz, Ali Ünal, Muhlis Cem Ar, Orhan Ayyıldız, Fevzi Altuntaş, Müfide Okay, Rafiye Çiftçiler, Özgür Meletli, Nur Soyer, Metban Mastanzade, Zeynep Güven, Teoman Soysal, Abdullah Karakuş, Tuğçe Nur Yiğenoğlu, Barış Uçar, Ece Gökçen, Tülin Tuğlular
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2019.0431  Pages 177 - 185
Amaç: Polistemia vera’da (PV) hidroksiüre reçete etme/kullanma şekilleri hakkındaki gerçek yaşam verilerini değerlendirmek.
Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif kayıt çalışmasına tanıdan sonra en az 2 ay hidroksiüre almış olan hastalar dahil edildi. Veriler ülkeyi temsil ettiği düşünülen 10 akademik tıp merkezinden toplandı.
Bulgular: Altı yüz elli yedi hastadan %50,9’u yüksek risk (yaş ≥60 yıl ve/veya tromboembolik olay öyküsü) grubundaydı. Tüm hastalarda ortanca hidroksiüre tedavi süresi 43,4 aydı. Hastaların %70,2’si son kontrol tarihlerinde halen hidroksiüre kullanmaktaydı. Hidroksiüre en sık neden (%38,5) ölüm olmak üzere hastaların %22,4’ünde kesilmişti. Tüm hasta grubunda hidroksiüre kesmek için ortanca süre 187,8 ay ±21,7 standart hata olarak hesaplandı. Bu süre kadınlarda (140,3±37,7) erkeklere (187,8±29,7) göre daha kısa idi (p=0,08). Bu eğilim hidroksiüre başlandığında 50 yaş ve üstünde olan ve son durumda hayatta olan hastalarda da gözlendi (122,2±12,4 ve 187,8±30,7, p=0,03). Hidroksiüre devam etmekte olan hastalarda son kontrolde ≥%45 hematokrit %40,3 ve en az bir artmış kan hücre düzeyi %67,8 oranında gözlendi.
Sonuç: Hidroksiüre reçete etme şekli ve tedavi hedefleri sıklıkla rehber önerilerine uymamaktadır. Hidroksiüre kesme oranı kadınlarda daha yüksektir.
Objective: This study aimed to evaluate real-life data on patterns of hydroxyurea prescription/use in polycythemia vera (PV).
Materials and Methods: This retrospective chart review study included PV patients who had received hydroxyurea therapy for at least 2 months after PV diagnosis. Data were collected from 10 representative academic medical centers.
Results: Of 657 patients, 50.9% were in the high-risk group (age ≥60 years and/or history of thromboembolic event). The median duration of hydroxyurea therapy was 43.40 months for all patients; 70.2% of the patients had ongoing hydroxyurea therapy at last followup. Hydroxyurea was discontinued in 22.4% of the patients; the most common reason was death (38.5%). The predicted time until hydroxyurea discontinuation was 187.8 months (standard error: ±21.7) for all patients. This duration was shorter in females (140.3±37.7 vs. 187.8±29.7) (p=0.08). This trend was also observed in surviving patients aged ≥50 years at hydroxyurea initiation (122.2±12.4 vs. 187.8±30.7, p=0.03). Among the patients who were still on hydroxyurea therapy, 40.3% had a hematocrit concentration of ≥45% at their last followup visit, and the rate of patients with at least one elevated blood cell count was 67.8%.
Conclusion: Hydroxyurea prescription patterns and treatment aims are frequently not in accordance with the guideline recommendations. Its discontinuation rate is higher in females.

6.Prospective Analysis of Hemorrhagic Cystitis and BK Viremia in Allogeneic Hematopoietic Stem Cell Transplantation
Erden Atilla, Can Ateş, Atilla Uslu, Pınar Ataca Atilla, Istar Dolapçı, Alper Tekeli, Pervin Topçuoğlu
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2019.0296  Pages 186 - 192
Amaç: BK virüs (BKV) enfeksiyonun allojeneik hematopoietik kök hücre naklinde (allo-HKHN) hemorajik sistit (HC) ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Literatürdeki çalışmalarda plazmadaki BKV titresi ile klinik hastalık arasında ve BKV ilişkili HC risk faktörleri açısından çelişkili veriler mevcuttur. Amacımız, prospektif olarak HC gelişimi risk faktörleri ile plazma BK viral yükü arasındaki ilişkinin gösterilmesidir.
Gereç ve Yöntem: 2014-2016 yılları arasında 59 allo-HKHN alıcısının 0, 30, 60 ve 90. günlerdeki kan örneklerinden kantitatif olarak BK virüs polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) (Altona Diagnostics, Almanya) değerlendirilmiştir. Hastalar HC belirtileri ve semptomaları açısından izlenmiştir.
Bulgular: Yirmi iki hastada (%37) nakil sonrası ortalama 100. günde (0- 367 gün) HC tanısı konmuştur. Çok değişkenli analizde (siklosfosfamid alan [SdHR]: 7,82, güven aralığı [GA]: 1,375-39,645, p=0,02), CMV reaktivasyonu geçiren (SdHR: 6,105, GA: 1,614-23,094, p=0,008) ve BK virüs pozitifliği (SdHR: 2,15, GA: 1,456-22,065, p=0,01) olan hastalarda artmış HC riski saptanmıştır. Viral yükleri 30. ve 60. günlerde yüksek tespit edilen hastalarda daha ciddi HC görülmüştür (p<0,001). Ortanca BK virüs yükü 0. günde >101,5 kopya/mL (sensitivite 0,727, spesifite 0,875), 30. günde > 98,5 kopya/mL (sensitivite 0,909, spesifite 0,875), 90. günde >90,0 kopya/mL (sensitivite 0,909, spesifite 0,875) ise bu durumlar HC göstergesi olabilir.
Sonuç: Çalışmamızda siklofosfamid, CMV reaktivasyonu ve BK virüs pozitifliği HC ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Plazma BK virüs PCR titleri transplant sonrası 0, 30, 60. günlerde klinik olarak kanıtlanmış HC için hassas araçlardır.
Objective: BK virus (BKV) infection has been shown to be related to hemorrhagic cystitis (HC) in allogeneic hematopoietic stem cell transplantation (allo-HSCT). There are conflicting data regarding the association between BKV titers in plasma and clinical disease as well as the risk factors for BKV-related HC. Our aim is to study the risk factors and relationship with plasma BK viral load for development of HC in a prospective analysis.
Materials and Methods: We prospectively evaluated 59 patients who received allo-HSCT between 2014 and 2016 by quantitative BK virus polymerase chain reaction (PCR) (Altona Diagnostics, Germany) from blood samples at days 0, 30, 60, and 90 after allo-HSCT. The patients were monitored for signs and symptoms of HC.
Results: HC was diagnosed in 22 patients (37%) at a mean of 100 days (range: 0-367 days). In multivariate analysis, the usage of cyclophosphamide (sub-distribution hazard ratio [sdHR]: 7.82, confidence interval [CI]: 1.375-39.645, p=0.02), reactivated CMV (sdHR: 6.105, CI: 1.614-23.094, p=0.008), and positive BKV viremia (sdHR: 2.15, CI: 1.456-22.065, p=0.01) significantly increased the risk of developing HC. Patients with higher viral loads at day 30 and day 60 were diagnosed with more severe HC (p<0.001). Median BK viral loads of >101.5 copies/mL at day 0 (sensitivity 0.727, specificity 0.875), >98.5 copies/mL at day 30 (sensitivity 0.909, specificity 0.875), and >90.0 copies/mL at day 60 (sensitivity 0.909, specificity 0.875) were indicative of HC.
Conclusion: Our study showed that administration of cyclophosphamide, CMV reactivation, and BK virus positivity were associated with HC. Plasma BK virus PCR titers at days 0, 30, and 60 after transplant were sensitive tools for predicting clinically proven HC.

7.Primary Gastric Diffuse Large B-Cell Lymphoma: Prognostic Factors in the Immuno-Oncology Therapeutics Era
Zhi Min Bai, Zhen Hua Li, Tao Guan, Lie Yang Wang, Jing Rong Wang, Shao Hua Wu, Li Ping Su
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2019.0332  Pages 193 - 202
Amaç: Bu çalışmada primer gastrik diffüz büyük B hücreli lenfoma (PG-DLBCL) için prognostik faktörler araştırıldı.
Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmada, Shanxi Tıp Üniversitesi’nin Shanxi Kanser Hastanesi’nde Ocak 2012 ile Aralık 2017 arasında 72 PG-DLBCL hastası incelendi ve PG-DLBCL’deki farklı prognostik faktörler incelendi. Klinik özellikler, tedavi ve takip bilgileri analiz edildi.
Bulgular: Yeni tanı almış ve rituksimab kullanmamış PG-DLBCL hastalarında, CD4: CD8 oranı düşük olan grupta genel sağkalım (medyan genel sağkalım [OS]: 36,06 ay; %95 güven aralığı [GA]: 25,73-46,40) normal gruba kıyasla (medyan OS: 52,58 ay;% 95 GA: 44,18-60,97; p=0,029) anlamlı olarak düşük bulundu. Tanı tarihinden 24 ay sonraki olaysız sağkalım (EFS24) gene CD4: CD8 düşük olan grupta (ortanca EFS24: 16,27 ay; %95 GA: 13,09-19,45) normal gruba (ortanca EFS24: 20,34; %95 GA: 17,05-23,63; p=0,014) göre önemli ölçüde düşüktü. Çok değişkenli analiz, tanıdaki düşük CD4: CD8 oranının sonraki OS ve EFS24 için bağımsız bir kötü prognostik faktör olduğunu gösterdi.
Sonuç: Verilerimiz, özellikle konakçı bağışıklığı olmak üzere prognostik faktörlerin tanımlanmasının, prognozu veya klinik yönetimi değerlendirmek için yararlı bilgiler sağlayabileceğini düşündürmektedir.
Objective: This study aimed to explore the prognostic factors for primary gastric diffuse large B-cell lymphoma (PG-DLBCL).
Materials and Methods: This retrospective study analyzed 72 PGDLBCL patients between January 2012 and December 2017 in the Shanxi Cancer Hospital of Shanxi Medical University to identify the different prognostic factors in PG-DLBCL. The clinical features, treatment, and follow-up information were analyzed.
Results: The low CD4: CD8 ratio group (median subsequent overall survival [OS]: 36.06 months; 95% confidence interval [CI]: 25.73- 46.40) showed a significant decrease in subsequent OS compared to the normal group among PG-DLBCL patients who were newly diagnosed and did not receive rituximab (median OS: 52.58 months; 95% CI: 44.18-60.97; p=0.029). Event-free survival status 24 months after the date of diagnosis (EFS24) also decreased significantly in the low CD4: CD8 group (median EFS24: 16.27 months; 95% CI: 13.09- 19.45) compared to the normal group (median EFS24: 20.34 months; 95% CI: 17.05-23.63; p=0.014). Multivariate analysis showed that low CD4: CD8 at diagnosis was an independent poor prognostic factor for subsequent OS and EFS24.zed.
Conclusion: Our data suggest that identifying prognostic factors, especially host immunity, may provide useful information for assessing prognosis or clinical management

IMAGES IN HEMATOLOGY
8.Synchronous Lymphomas: An Uncommon Affair
Manohor Vidhya
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2019.0187  Pages 203 - 204
Abstract | Full Text PDF

9.How Does It Look in an Autopsy? Hepatosplenic T-Cell Lymphoma in a Patient with Crohn’s Disease on Azathioprine
Pulkit Rastogi, Ritambhra Nada
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2020.0077  Pages 205 - 206
Abstract | Full Text PDF

LETTER TO EDITOR
10.COVID-19, Renin-Angiotensin System, and Hematopoiesis
Rafiye Çiftçiler, İbrahim C. Haznedaroğlu
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2020.0174  Pages 207 - 208
Abstract | Full Text PDF

11.Hepatitis B Virus Reactivation under Ibrutinib Treatment in a Patient with Chronic Lymphocytic Leukemia
Gülşen İskender, Dicle İskender, Mustafa Ertek
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2019.0180  Pages 208 - 209
Abstract | Full Text PDF

12.Pseudo-Rosette-Forming Blastic Plasmacytoid Dendritic Cell Neoplasm
Praveen Sharma, Shano Naseem
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2020.0141  Pages 210 - 211
Abstract | Full Text PDF

13.Acquired Cutis Laxa
Ankur Jain
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2020.0121  Pages 212 - 213
Abstract | Full Text PDF

14.Recurrent Pregnancy-Related Pure Red Cell Aplasia Responsive to Combined Corticosteroid and Azathioprine Therapy: A Management Dilemma
Ashwin Rao, Rashmi Rao
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2020.0170  Pages 213 - 215
Abstract | Full Text PDF

15.A Case of Burkitt’s Lymphoma Mimicking Peritonitis Carcinomatosa
Deram Büyüktaş, Serdar Örnek, Tülay Tecimer, Burhan Ferhanoğlu
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2020.0015  Pages 215 - 216
Abstract | Full Text PDF

16.CD4+CD8+ Double-Positive T-Lymphocytes: Pitfalls
İrfan Yavaşoğlu
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2020.0140  Pages 216 - 217
Abstract | Full Text PDF

17.In Reply to: CD4+CD8+ Double-Positive T-Lymphocytes: Pitfalls
Miguel Santiago Gonzalez-Mancera, John Mario Gonzalez
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2020.0171  Pages 217 - 218
Abstract | Full Text PDF

18.Vaccination and Thrombotic Thrombocytopenic Purpura
İrfan Yavaşoğlu
doi: 10.4274/tjh.galenos.2020.2020.0060  Pages 218 - 219
Abstract | Full Text PDF

 



Impact Factor (2019) = 1.685