E-ISSN: 1308-5263
Turk J Hematol: 36 (3)
Volume: 36  Issue: 3 - 2019
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.Extended Half-Life Coagulation Factors: A New Era in the Management of Hemophilia Patients
Muhlis Cem Ar, Can Balkan, Kaan Kavaklı
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2018.0393  Pages 141 - 154
Etkin faktör yerine koyma tedavisi ve değişik tedavi programlarına rağmen günümüzde hemofilinin profilaktik tedavisinde hala çözülmemiş sorunlar ve karşılanmamış gereksinimler vardır. Bu nedenle kanama riski ve kanamaya bağlı komplikasyonlar önemini korumaktadır. Bu bağlamda profilakside kullanılacak uzatılmış yarı ömürlü rekombinant faktör VIII ve faktör IX ürünleri tedavinin güvenlilik ve etkililiğinden ödün vermeksizin doz sıklığının azaltılması, hasta uyumunun artması ve yaşam kalitesinin düzelmesini sağlayarak optimal tedavi koşullarının oluşmasına yardımcı olabilir. Uzatılmış yarı ömürlü faktörler infüzyon sıklığını artırmadan daha yüksek çukur değerler ulaşılması veya mevcut çukur değerin daha seyrek infüzyonla idamesi konusunda önemli bir açılım sağlayabilir. Bu derlemede uzatılmış yarı ömürlü faktör konsantrelerinin geliştirilmesine neden gerek duyulduğu, hemofili tedavisindeki olası yerleri, faktör yarı ömrünü uzatmak için kullanılan teknikler ve mevcut uzatılmış yarı ömürlü faktör konsantrelerinin etkililik, güvenlilik ve endikasyonları ile ilişkili kapsamlı bilgi sunulacaktır. Ayrıca bu ürünlerin yaşam kalitesi ve sağlık ekonomisi üzerine etkileri, immün tolerans tedavisindeki yerleri, farmakokinetik temelli profilaside kullanımları ile laboratuvar izleminde karşılaşılan güçlükler tartışılacaktır.
Despite effective factor replacement and various treatment schedules, there remain several challenges and unmet needs in the prophylactic treatment of hemophilia limiting its adoption and thereby posing an increased risk of spontaneous bleeding. In this regard, extended half-life (EHL) recombinant factor VIII (rFVIII) and factor IX (rFIX) products promise optimal prophylaxis by decreasing the dose frequency, increasing the compliance, and improving the quality of life without compromising safety and efficacy. EHL products might lead to higher trough levels without increasing infusion frequency, or could facilitate the ability to maintain trough levels while reducing infusion frequency. This paper aims to provide a comprehensive review of the rationale for developing EHL coagulation factors and their utility in the management of hemophilia, with special emphasis on optimal techniques for half-life extension and criteria for defining EHL coagulation factors, as well as indications, efficacy, and safety issues of the currently available EHL-rFVIII and EHL-rFIX products. Potential impacts of these factors on quality of life, health economics, and immune tolerance treatment will also be discussed alongside the challenges in pharmacokinetic-driven prophylaxis and difficulties in monitoring the EHL products with laboratory assays.

RESEARCH ARTICLE
2.Long-term Dental Anomalies after Pediatric Cancer Treatment in Children
Gülser Kılınç, Gülçin Bulut, Fahinur Ertuğrul, Hale Ören, Bengü Demirağ, Ayşe Demiral, Serap Aksoylar, Emine Serra Kamer, Hülya Ellidokuz, Nur Olgun
doi: 10.4274/tjh.galenos.2018.2018.0248  Pages 155 - 161
Amaç: Çalışmanın amacı <5 ve 5-7 yaş arası kanser tanısı alıp tedavi görmüş hastalarda diş anomalileri (DA) (mikrodonti, hipodonti, hiperdonti, mine kusuru, kök şekil bozukluğu) sıklığını belirlemek ve alınan tedavi ile ilişkini saptamaktır.
Gereç ve Yöntem: Kanser tanısı alıp 7 yaş öncesi tedavi görmüş çocuk hastalar olgu kontrol yöntemiyle araştırıldı. Kanser tedavisinin üzerinden en az 5-8 yıl geçmiş, tanı yaşı 9 ay ile 7 yıl arasında değişen, 93 hasta çalışmaya dahil edildi. Grup A 9 ay-4 yaş arasındaki hastalardan, Grup B 5-7 yaş arasındaki hastalardan oluşuyordu. Kontrol grubu olarak hastaların yaş aralığı uygun 72 kardeşi alındı. Hasta ve kontrol grubunun ağız içi muayeneleri yapıldı ve panoramik radyografileri alındı.
Bulgular: Doksan üç hastanın yaş ortalaması 9,54±1,25 (dağılım 8-13 yıl) ve 48’i (%51,6) erkekti. En sık rastlanan tanı, %65,5 oranında hematolojik malignitelerdir. En az bir tane DA, hasta grubunun 78’inde (%83,9) ve kontrol grubunun 7’sinde (%9,7) saptandı. Çalışma grubundaki hastalarda her çeşit DA görülürken, kontrol grubunda sadece mine kusuru vardı. Grup A’da mikrodonti (p=0,077), hipodonti (p=0,058) oranlarının, Grup B’ye göre daha yüksek olduğu saptandı. Kök şekil bozukluğu kemoterapi ve radyoterapi alan hastalarda sadece kemoterapi alanlara göre daha fazla görüldü (p=0,006).
Sonuç: Bu çalışmada 7 yaşından önce kanser tedavisi gören hastaların DA’lar yönünden yüksek riskli grup oluşturduğu saptanmıştır. Hastalar 5 yaşından önce kanser tedavisi gördüğünde mikrodontia ve hipodontinin sıklığı daha da artmıştır.
Objective: The aim of this study is to determine the frequency of dental anomalies (DAs) (microdontia, hypodontia, hyperdontia, enamel defect, root malformation) in pediatric cancer patients at the ages <5 years and between 5 and 7 years, and understand their relationship with the received therapy.
Materials and Methods: Pediatric patients who were diagnosed with cancer and treated before the age of 7 years were investigated in a case- control design. The study included 93 pediatric patients whose ages at diagnosis were between 9 months and 7 years and whose treatments were completed before 5-8 years. Group A consisted of patients in the age range of 9 months to 4 years and Group B consisted of patients in the age range of 5-7 years. Seventy-two siblings with compatible dental age ranges were included in the control group. For both groups, intraoral examinations were performed and panoramic radiographs were taken.
Results: Among the 93 pediatric patients, the mean age was 9.54±1.25 (range: 8-13 years) and 48 (51.6%) patients were male. The most common diagnosis was hematologic malignancy with a rate of 65.5%. At least one DA was detected in 7 (9.7%) individuals of the control group and in 78 (83.9%) of the patient group. While the patients in the study group had all kinds of DAs, those in the control group had only enamel defects. The rates of microdontia (p=0.077) and hypodontia (p=0.058) were detected to be significantly higher in Group A than in Group B. Root malformation was more common in patients receiving chemotherapy and radiotherapy than in those receiving only chemotherapy (p=0.006).
Conclusion: In this study it was found that the pediatric patients who received cancer treatment before the age of 7 years constituted a high-risk group for DAs. The frequencies of microdontia and hypodontia were increased even more when the patient was treated for cancer before 5 years of age.

3.Ortho-Topolin Riboside Induced Differentiation through Inhibition of STAT3 Signaling in Acute Myeloid Leukemia HL-60 Cells
Li Wang, Jiao Cheng, Fanlin Lin, Shengxian Liu, Hui Pan, Mingda Li, Shanshan Li, Na Li, Weiping Li
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2019.0020  Pages 162 - 168
Amaç: Daha önceki çalışmalarımızda Populus × robusta’dan doğal olarak oluşan sitokin orto-topolin ribozidin (oTR) mitokondrial apopitotik yolaklar ve endoplazmik retikulum stres yolakları vasıtasıyla önemli bir antikanser potansiyelinin olduğunu göstermiştik. Bu çalışmada, oTR’nin AML M2 subtipi özelliğindeki HL-60 hücre serisinde diferansiyasyonu indüklediğini gösterdik.
Gereç ve Yöntem: HL-60 hücrelerinin oTR ile inkübasyonunu takiben hücre üzerideki etkileri hücre canlılık testleri, Wright-Giemsa boyaması, CD11b protein ekspresyon analizi, western blot analizi ve polimeraz zincir reaksiyonu ile araştırıldı.
Bulgular: oTR’nin hücre siklusunun S fazında duraklattığını, myeloid hücre yüzey belirteçlerinden CD11b ekspresyonunun arttığını, çekirdek sitoplazma oranının azaldığını ve çekirdeğin atnalı şeklinin değiştiğini Wright-Giemsa boyası ile destekleyerek gördük. oTR ile muamele edilmiş hücrelerde fosforile STAT3 protein düzeyinin azaldığını, fosforile STAT1’in ise aktive olduğunu bulduk. Ayrıca fosforile STAT3 ve yukarı yöndeki kinaz olan Janus kinaz 2’nin, hücrelerin oTR ile inkübasyonunda artmış zamanla inhibe olduğu görüldü. Ek olarak fosforile SHP-1 düzeyleri artarken fosforile SHP-2 düzeyi azaldı.
Sonuç: Birlikte değerlendirildiğinde, sonuçlarımız oTR ile STAT3 inhibisyonu üzerinden bir diferansiyasyon indükleme mekanizmasını işaret etmektedir. Bu nedenle, oTR AML tedavisinde yeni bir diferansiyasyon-indükleyici terapötik olarak yer alabilir.
Objective: We previously demonstrated that ortho-topolin riboside (oTR) as a naturally occurring cytokinin secreted from Populus × robusta has great potential anticancer effects via the mitochondrial apoptotic pathway and endoplasmic reticulum stress pathway. In the present study, we reveal that oTR induced the differentiation of acute myeloid leukemia (AML) HL-60 cells, which represent the M2 subtype of AML.
Materials and Methods: After the incubation of HL-60 cells with oTR, its effect was analyzed with cell viability assay, Wright-Giemsa staining, CD11b protein expression analysis, western blot analysis, and polymerase chain reaction.
Results: We found that oTR arrested the cell cycle at the S phase, upregulated the expression of myeloid surface marker CD11b, reduced the nuclear cytoplasmic ratio, and altered the horseshoe shape of nuclei, as evidenced by Wright-Giemsa staining. Furthermore, we found that the protein level of phosphorylated STAT3 was decreased when cells were treated with oTR, while phosphorylated STAT1 was activated. Moreover, the protein level of phosphorylated STAT3 and its upstream kinase, Janus kinase 2, were also inhibited when cells were treated with oTR after increased time. Additionally, the levels of phosphorylated SHP-1 were increased while phosphorylated SHP-2 was decreased.
Conclusion: Collectively, our data indicate a differentiation-induced mechanism underlying the inhibition of STAT3 signaling upon treatment with oTR. Therefore, oTR may constitute a novel differentiation-induced therapeutic for use in clinical treatment of AML.

4.Acute Lymphoblastic Leukemia in Routine Practice: A Turkish Multicenter Study
Rafiye Çiftçiler, Omur Gokmen Sevindik, Ali İrfan Emre Tekgündüz, Mehmet Ali Ertürk, Filiz Vural, Burhan Turgut, Leylagül Kaynar, Bahriye Payzın, Mehmet Hilmi Doğu, Volkan Karakuş, Fevzi Altuntaş, Yahya Büyükaşık, Fatih Demirkan
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2019.0008  Pages 169 - 177
Amaç: Son yıllarda erişkinlerde akut lenfoblastik löseminin (ALL) tedavi yönetiminde önemli gelişmeler meydana gelmiştir. Bununla birlikte, özellikle rutin uygulamada tedavi sonuçları hala tatmin edici değildir. Çalışmanın amacı, Türkiye’de birden fazla merkezde takip edilen geniş bir ALL hasta grubunun genel klinik özelliklerini, tedavi özelliklerini ve sağkalım sonuçlarını değerlendirmektir.
Gereç ve Yöntem: Ocak 2003 ile Haziran 2017 tarihleri arasında on farklı merkezdeki hematoloji kliniğinde tanı konulan ve farklı protokollerle tedavi edilen ALL hastalarının verilerinin retrospektif analizi yapıldı. Çalışmaya yaşları 17 ile 76 arasında değişen toplam 288 hasta dahil edildi. Bu çalışmada ALL’li hastalar tedavi periyoduna, Philadelphia kromozom pozitifliğine, tedavi protokolü ve allojenik hematopoetik kök hücre nakli (AHKHN) yapılıp yapılmamasına göre sınıflandırıldı.
Bulgular: Olguların 224’ü B-ALL, 64’ü T-ALL idi. Tüm hastalar için ortanca takip süresi 18,2 ay (dağılım, 0,03-161 ay) idi. Philadelphia kromozomu (Ph+) pozitifliği 49 (%21,9) hastada saptandı ve 54 hastaya (%18,8) AHKHN yapıldığı izlendi. İndüksiyon kemoterapisinden sonra 219 hasta (%76) tam remisyona girdi, 32 hasta tedaviye refrakter (%11,2) olarak değerlendirildi, 37 hastada ise (%12,8) mortalite gözlendi. Ortanca genel sağkalım 47,7 ay (%95 güven aralığı: 36,1-59,2) ve ortanca hastalıksız sağkalım tüm hastalar için 23,4 ay (%95 güven aralığı: 6,7-40,0) idi.
Sonuç: Sonuç olarak, çok merkezli çalışmalar, belirli bir hastalığın spesifik klinik özelliklerini tanımlamak için büyük öneme sahiptir. Bu çalışmanın sonuçları, Türk ALL hasta profili hakkında değerli bilgiler sağlayan gerçek hayat verilerini yansıttığı için literatüre önemli bir katkı sağlayacaktır.
Objective: Significant developments occurred in the clinical management of acute lymphoblastic leukemia (ALL) in adults in recent decades. However, treatment results are still not satisfactory, especially in routine practice. The objective of this study was to evaluate the general clinical features, treatment details, and outcomes of a large group of patients followed in multiple centers in Turkey with a diagnosis of ALL.
Materials and Methods: A retrospective analysis of the data of patients with ALL was made, the patients having been diagnosed and treated between January 2003 and June 2017 by different protocols in the hematology clinics of ten different centers. A total of 288 patients, aged between 17 and 76 years old, were included in the study. In this retrospective multicenter analysis of patients with ALL, classification of patients was performed based on treatment period, Philadelphia chromosome positivity, treatment regimen, and administration of allogeneic hematopoietic stem cell transplantation (allo-HSCT).
Results: The majority of cases were B-cell in origin, while 224 patients had B-ALL and 64 of the patients had T-ALL. Median follow-up duration for all patients was 18.2 months (range: 0.03-161 months). Philadelphia chromosome positivity was determined in 49 patients (21.9%), and 54 patients (18.8%) were receiving allo-HSCT. After induction chemotherapy, 219 patients (76.0%) achieved complete remission, 32 patients (11.2%) were evaluated as treatment refractory, and 37 patients (12.8%) were deceased. Median overall survival was 47.7 months (95% confidence interval: 36.1-59.2) and median disease-free survival was 23.4 months (95% confidence interval: 6.7-40.0) for all patients.
Conclusion: Multicenter studies are extremely important for defining the specific clinical features of a particular disease. The results of this study will make a significant contribution to the literature as they reflect real-life data providing valuable information about the Turkish ALL patient profile.

5.The Role of the Local Bone Marrow Renin-Angiotensin System in Multiple Myeloma
Bülent Saka, Müge Sayitoğlu, Zülal İstemihan, Mehmet Akif Karan, Sebile Nilgün Erten, Öner Doğan, Uğur Özbek, Sema Genç, Cemil Taşçıoğlu, Sevgi Kalayoğlu Beşışık
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2018.0420  Pages 178 - 185
Amaç: Anjiyotensin II, bazı tümörlerde tip 1 reseptörleri (AGTR1) yoluyla bir büyüme promotörü veya anjiyojenik faktör olarak görev yapar. Bu çalışmada, multipl myelomda (MM) kemik iliği AGTR1 ekspresyonunu ve bunun anjiyogenez ve prognostik faktörlerin düzenlenmesi ile ilişkisini incelemekteyiz.
Gereç ve Yöntem: Otuz dokuz MM hastası ve 15 sağlıklı kontrolde, kemik iliği AGTR1 mRNA düzeyleri kantitatif RT-PCR ile analiz edildi. Kemik iliği anjiogenezi, doku vasküler endotel büyüme faktörü (VEGF), CD34 ve faktör VIIIrAg’nın (fVIIIrAg) immünohistokimyasal ölçümü ile değerlendirildi.
Bulgular: Hastalar kontrollerle karşılaştırıldığında daha yüksek kemik iliği VEGF, fVIIIrAg, CD34 ve AGTR1 ekspresyon seviyelerine sahipti ve şiddetli yaygın kemik iliği infiltrasyonu olan hastalar diğer hastalara göre daha yüksek kemik iliği VEGF, fVIIIrAg, CD34 ve AGTR1 mRNA seviyeleri gösterdi.
Sonuç: AGTR1 ekspresyonu, plazma β2-mikroglobulin seviyesi ile korele bulundu ve artan AGTR1 ekspresyonu olan hastalarda kemik iliği CD34 seviyelerinde artış görüldü.
Objective: Angiotensin II promotes growth and angiogenesis via type 1 receptors (AGTR1) in certain tumors. In this study, we examine the bone marrow AGTR1 expression in multiple myeloma (MM) and its relationship with the regulation of angiogenesis and prognostic factors.
Materials and Methods: Bone marrow AGTR1 mRNA levels of 39 MM patients and 15 healthy controls were analyzed with quantitative RT-PCR. Immunohistochemical staining of the tissue vascular endothelial growth factor (VEGF), CD34, and factor VIIIrAg (fVIIIrAg) was used to assess bone marrow angiogenesis.
Results: Bone marrow samples of the patients showed increased VEGF, fVIIIrAg, and CD34 staining and higher AGTR1 expression levels when compared to controls. Patients with severe-diffuse bone marrow infiltration showed higher bone marrow VEGF, fVIIIrAg, CD34, and AGTR1 mRNA levels when compared to other patients.
Conclusion: AGTR1 expression was found positively correlated with plasma β2-microglobulin level and patients with increased AGTR1 expression showed increased bone marrow CD34 levels.

6.The Use of Allogeneic Mesenchymal Stem Cells in Childhood Steroid-Resistant Acute Graft-Versus-Host Disease: A Retrospective Study of a Single-Center Experience
Ceyhun Bozkurt, Erdal Karaöz, Başak Adaklı Aksoy, Selime Aydoğdu, Tunç Fışgın
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2019.0090  Pages 186 - 192
Amaç: Amaç: Steroid dirençli akut graft versus host hastalığı (sdAGVHH), allojenik kök hücre naklinden sonra en önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Mezenkimal kök hücre (MKH) uygulaması da dahil olmak üzere çeşitli tedavi yöntemleri mevcuttur. Bu çalışmanın amacı, sdAGVHH’li çocuklarda yapılan MKH tedavisi sonuçlarını değerlendirmektir.
Gereç ve Yöntem: Merkezimizde sdAGVHH gelişen 22 hasta için Kasım 2014 - Aralık 2017 tarihleri arasında MKH tedavisi uygulandı. Hastalar tedaviye yanıt ve sağkalım yönünden retrospektif olarak değerlendirildi..
Bulgular: MKH uygulanmasından sonra, deneklerin %45,5’inde tam cevap, %13,6’sında kısmi yanıt alınmıştır. Deneklerin %40,9’unda yanıt alınamamıştır. Hastaların %45,5’inin hayatta olduğunu ve %54,5’inin öldüğünü ve tedavi sonuçlarımızın literatürle benzer olduğunu bulduk. MKH tedavisine yanıt mortaliteyi etkileyen tek prognostik belirteç olarak bulundu.
Sonuç: MKH uygulaması, mortalite oranı yüksek bir durum olan sdAGVHH’de diğer tedavi yöntemleriyle birlikte güvenle kullanılabilecek bir tedavi yöntemidir. Neredeyse hiçbir akut yan etkisi yoktur. Ayrıca literatürde uzun vadeli ciddi bir yan etkisi yoktur. Prospektif randomize çalışmalar, yüksek kaliteli veri elde etmek için gereklidir
Objective: Objective: Steroid-resistant acute graft-versus-host disease (srAGVHD) is the most important cause of morbidity and mortality after allogeneic stem cell transplantation. There are several treatment methods available, including mesenchymal stem cell (MSC) application. The aim of this study was to evaluate the results of MSC therapy performed in children with srAGVHD.
Materials and Methods: MSC therapy was used in our center between November 2014 and December 2017 for 22 patients who developed srAGVHD. The patients were retrospectively evaluated in terms of treatment response and survival.
Results: After application of MSCs, complete response was obtained in 45.5% of the subjects, partial response was obtained in 13.6%, and no response was obtained in 40.9%. We found that 45.5% of the patients were alive and 54.5% had died and our treatment results were similar to those in the literature. Response to MSC treatment was found to be the only prognostic marker affecting mortality.
Conclusion: MSC application is a treatment method that can be used safely together with other treatment methods in srAGVHD, a condition that has a high mortality rate. There are almost no acute side effects. There are also no serious long-term side effects in the literature. Prospective randomized studies are required to obtain high-quality data.

BRIEF REPORT
7.Effectiveness of Sequential Compression Devices in Prevention of Venous Thromboembolism in Medically Ill Hospitalized Patients: A Retrospective Cohort Study
Prajwal Dhakal, Ling Wang, Joseph Gardiner, Shiva Shrotriya, Mukta Sharma, Supratik Rayamajhi
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2018.0413  Pages 193 - 198
Amaç: Çalışmanın amacı hastanede dahili hastalıklar nedeniyle yatan hastalarda ardışık kompresyon cihazlarının (SCD) venöz tromboemboliyi (VTE) önlemedeki etkinliğinin değerlendirilmesidir.
Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya Nisan 2015 ile Mart 2016 tarihleri arasında eğitim hastanesine yatan erişkin hastalar alınmıştır. Antikoagülan tedavi alanlar, SCD kullanılsın ya da kullanılmasın, çalışma dışında bırakılmıştır. VTE riski, hastanede yatış süresi ve diğer komorbiditeler eğilim skoru eşlenmiş SCD grubu ve tromboproflaksi kullanmayan grup (NONE) için analiz edilmiştir.
Bulgular: 30,824 hastadan 67 hasta (%0,22) hastanede yatış süresi içinde VTE geçirdi, bunların 55 tanesi derin ven trombozu (DVT), 12 tanesi pulmoner emboli (PE) idi. SCD kullanılan 20,018 hastadan 47’sinde (41 DVT, 6 PE), SCD kullanmayan 10,819 hastanın 20’sinde (14 DVT, 6 PE) VTE görüldü. Riske göre düzeltilmiş analiz SCD grubu ve NONE grubu arasında VTE insidansında anlamlı bir farklılık göstermemiştir (odds oranı 0,99, %95 güven aralığı 0,57-1,73, p=0,74).
Sonuç: Yatış süresince SCD grubunda NONE grubu ile karşılaştırıldığında VTE insidansında bir azalma gözlenmemiştir.
Objective: To evaluate the effectiveness of sequential compression devices (SCDs) for venous thromboembolism (VTE) prevention in medically ill hospitalized patients.
Materials and Methods: Adult patients admitted to a teaching hospital from April 2015 to March 2016 were included. Patients on anticoagulants with or without SCDs were excluded. We analyzed VTE risk, length of hospital stay, and other comorbidities among propensity score-matched patients on SCDs and those without thromboprophylaxis (NONE).
Results: Among 30,824 patients, 67 patients (0.22%) developed VTE during their hospital stays, with deep vein thrombosis (DVT) in 55 cases and pulmonary embolism (PE) in 12. VTE was seen in 47 out of 20,018 patients on SCDs (41 DVT, 6 PE) and 20 out of 10,819 patients without SCDs (14 DVT, 6 PE). Risk-adjusted analysis showed no significant difference in VTE incidence in the SCD group compared to NONE (odds ratio 0.99, 95% confidence interval 0.57-1.73, p=0.74).
Conclusion: Compared to the NONE group, SCDs are not associated with decreased VTE incidence during hospital stay.

IMAGES IN HEMATOLOGY
8.A Case of Anaplastic Lymphoma Kinase-positive Large B-cell Lymphoma
Gaurav Gupta, Monika Pilichowska
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2019.0064  Pages 199 - 200
Abstract | Full Text PDF

9.Blastic Plasmacytoid Dendritic Cell Neoplasm with Leukemic Component
Maria Jimenez
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2018.0363  Pages 201 - 202
Abstract | Full Text PDF

10.Vacuolization in Myeloid and Erythroid Precursors in a Child with Menkes Disease
Seçil Sayın, Şule Ünal, Mualla Çetin, Fatma Gümrük
doi: 10.4274/tjh.galenos.2018.2018.0104  Pages 203 - 204
Abstract | Full Text PDF

LETTER TO EDITOR
11.Pediatric Deep Venous Thrombosis and Pulmonary Embolism: Can It Be Antiphospholipid Syndrome?
Fatma Demir Yenigürbüz, Hale Ören
doi: 10.4274/tjh.galenos.2018.2018.0214  Pages 205 - 221
Abstract | Full Text PDF

12.Pediatric Chronic Myeloid Leukemia Presenting in a Mixed Phenotypic Blast Crisis: A Rare Occurrence
Jenna Bhattacharya, Richa Gupta
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2018.0428  Pages 206 - 208
Abstract | Full Text PDF

13.Myeloid Sarcoma of the Parotid Gland and Stomach Presenting with Obstructive Jaundice: A Rare Presentation
Sugeeth M Thambi, Sreejith G Nair, Rony Benson, Jayasudha A Vasudevan, Rekha A Nair
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2018.0302  Pages 208 - 210
Abstract | Full Text PDF

14.An Unusual Presentation of Hairy Cell Leukemia
Smeeta Gajendra, Bhawna Jha, Sarita Prasad, Pratibha Dhiman, Manorama Bhargava
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2018.0304  Pages 210 - 211
Abstract | Full Text PDF

15.Megakaryocytes in Peripheral Blood Smears
Neha Garg, Rashmi Jain Gupta, Sunil Kumar
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2019.0022  Pages 212 - 213
Abstract | Full Text PDF

16.Outcome of Thrombotic Thrombocytopenic Purpura Patients: A Single-Center Experience
Özcan Çeneli, Seda Yılmaz, Mehmet Ali Karaselek, Kazım Çamlı
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2019.0048  Pages 214 - 215
Abstract | Full Text PDF

17.Severe Bone Marrow Hypoplasia with Black Cumin (Nigella sativa) Ingestion in a Patient with T-ALL in First Complete Remission
Zehra Narlı Özdemir, Cemaleddin Öztürk, Işınsu Kuzu, Muhit Özcan
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2019.0093  Pages 215 - 217
Abstract | Full Text PDF

18.Tumor Lysis Syndrome Due to Targeting of Hepatocellular Carcinoma Associated with Chronic Myelomonocytic Leukemia
Müfide Okay, Sıla Çetik, İbrahim C. Haznedaroğlu
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2019.0113  Pages 218 - 219
Abstract | Full Text PDF

19.MDM2 Oncogene Copy Number Alterations in Chronic Lymphocytic Leukemia
Pathum Sookaromdee, Viroj Wiwanitkit
doi: 10.4274/tjh.galenos.2019.2019.0179  Pages 220 - 221
Abstract | Full Text PDF

 



Impact Factor (2018) = 0.779